Sonum gelmemişti, yeni bir başlangıçta değildi bu.
Arafta
kalmanın sonsuz eziyetine sıcak bir merhabaydı sadece. Ebedi yalnızlık ve günah
içinde, küçük mutluluklara sığınarak, ruhumun acısını bir nebze olsun
dindirebilirdim, yine de bu keder ve ıstıraptan kaçışım yoktu. Hayata açılan o
küçük penceremden çevremdeki rengarenk dünyayı görebilmek, içimde çarpışan iyi
ve kötüye rağmen bir parça huzura erdiriyordu ruhumu. İlk günlerin sıcağı,
zamanla yerini ayaza bırakmış, alışmaya çalıştıkça değişimine ayak uyduramadığım
bu dünya ellerimin arasından kayıp gitmeye başlamıştı adeta. Nasıl da çaresizce
duruyordum orada, kendi halimi düşünmekten aciz bir şekilde. Varlığıma dair
cevap ararken, yolda bulduklarımla cevaba gidilmeyeceğini bir kenara koyarsak
hiçe, hiçliğe adanmış bir düşünce silsilesiyle çevrilmişti zihnim. Doğru,
yanlış, iyi, kötü sayısız savaşa giren çıkan bir zihin, en sonunda iki tarafa
da teslim olmuştu. Doğrum yoktur, yanlışım bulunmaz, iyiyi bilemem, kötüyü
hayal bile edemem, tek bir ortak paydadadır ruhum ve tüm düşüncelerim: Normal.
İşte o zaman o bankta otururken aydınlanabileceğime, iyiye, kuta, kutsal olana
ulaşabileceğimi düşünüyor, bunu vücudumun her bir hücresinde hissediyordum.
Şimdi ise kendimi kapattığım bu küçük odacıkta, güneşi görmeden ve sesleri
duymadan yaşamaya çalışırken tek düşündüğüm kutsal olana ne çok yakın olduğum
ne de çok uzak. Bir sürü düşünceye çarparak, yolumu bulmaya çalıştığım bu
arayışta elime geçenler beni olduğum yerden bir adım ileriye veya geriye
götürmedi. Olması gereken buydu belki de. Olduğum yerde durmak, burayı anlamak
ve ondan sonra kendi isteğimle bir adım ileri veya geri gitmek. Bunlar için
düşünce hızlı, zaman yavaş. Karanlık
ebedi ve ışık onun bir parçası, ruhumun parçalandığını ve aynı zamanda
tamamlandığını hissetmek gibi bir şey bu. Değişmek, değişim dürtüsü. Şimdi
ketum bir ifade var yüzümde, o saf, heyecanlı ve arayış içindeki ifade yerine.
Bakın, geçiyorlar penceremin önünden, sarı-kahverengi-kızıl yapraklar serili
yerlerde, hep bir arayış, hep bir acele hali tahakküm düşüncelerinde, durup bu
tozpembe bulutlara, soluk mavi göğe ve gecenin kadim dostu yıldızlara ayıracak
zamanları yok. Keder ve mutluluk içinde, yaşayarak ölmekte ve ölerek
yaşamaktayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder