Soğuktu, alabildiğince. Ölüm soğuğu dedikleri buydu belki de.
Gözlerini açtı, önünde uzanan uçsuz bucaksız vadiyi izlemeye koyuldu. Gün, doğudan usulca aydınlanıyordu. Umut alacakaranlıkta gezen kuşların cıvıltılarında saklıydı sanki. Soğuktu ancak insanın içine huzur veren bir soğuktu. Ciğerlerine dolan havayla birlikte hafifliyor, çehresi değişiyordu adeta. En azından uzaktan biri onu görse değişen çehresinden dolayı tanımayazdı.Suskundu, hiç susmamışçasına geçen zamanlara inat. İçinde tüm zamanların sessizliği vardı, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. İyiye alamet değildi bunca suskunluk. Ellerini ovuşturdu, sessizliğin rahatsız edici seviyesinden sıyrılmak isteyen bir reaksiyondu bu. Çıkamadı o sessizlikten, rüzgar da katıldı yanına. Huzur, umut, cıvıltılar bir bir düştüler sessizliğin içine. Karanlık bir kuyu gibiydi sessizlik, git gide derinleşen, sonu hiç görülmeyen.
Masmaviydi gökyüzü, farkına varılmaktan ürken gözler gibi. Uçsuz bucaksızdı, özgürdü, çığlık çığlığa bir sevinçti gözlerindeki bakış. İçindeydi umudu, ciğerlerine dolan havadaydı, konuştuğu, haykırdığı sözcüklerdeydi, sarı mavi bir bayraktaydı belki de. Kasveti bastıran, yaşama aç, doyamamış bir müziği andırıyordu sanki.
Güneş yükseliyordu göğe, içinde taşıdığı yaşamların sıcaklığıyla. Sarılıyordu dört bir yandan yaşama, kendi özgün yolunda yürüyen bir kaşif edasıyla. Bilinmeyen yarınların, korkunç olasılıklar ve muhteşem mucizelerin ışığıyla ilerliyordu. Kaybettiği ve kazandığı ama aslında sadece ilerlediği yolunda, değişen gelişen, gerileyen ve kaybolan çehresiyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder