Bir sürü bina, her biri birbirine benzeyen bir sürü krem rengi
bina.
Güneşin yükselişini kutlayan kuşlar, sahte bahara kanmış ağaçlar. Yerlerde soluk yapraklar, güneşin öpüşleriyle son nefeslerini vermişler gibi
uzanmışlar. Sonbaharın insanın içini bir hoş eden renkleri... Düşüncelerinde gün
batımı var şimdi. Sıcağın renklerinin gökte dağılışı, bulutlara söz geçirişi ve
sonunda yitip gidişi geldi aklına. Gözüne vuruyor güneş, paltosunun içinde terlemeye başlayacak, bunu hissediyor, biliyor ve bir şey yapmıyor. Cüzdanında bulduğu şey, ne yaparsa yapsın geçmeyen o rahatsızlık hissini bir nebze olsun azaltmışken bir şey yapmak gelmiyor içinden. Ne anlamı vardı şimdi bunca olayın, bilinemezliğin ortasında çaresiz kalmasının? Altı üstü okumak için yanına aldığı basit bir kitaptı, niye böyle hissedip, otobüsten aniden inme ihtiyacı duymuştu ki? Sinirleri yavaş yavaş geriliyordu. İçinden lanetler okumaya başlamıştı, her şey olağan akışına göre giderken aniden çıkan bu sorun, bu rahatsızlık, tüm gününü mahvetmeye başlamış ve şimdiye kadar da gayet başarılı bir iş çıkarmıştı. Kim planlarının, rutininin aniden bozulmasından hoşlanırdı ki zaten. Umutsuz romantikler, dedi içinden bir ses, onlar böyle aptalca şeylerden hoşlanan ve hayattan bu şekilde keyif alan, aldığını sanan insanlardı. Bir plan, düzen olmadan hayat nasıl idare edilir, kontrol edilebilirdi ki? Düzen her yerde ve her şekilde kendini gösterirdi, düzensizlik ise yabani ot gibi karşılanır ve yok edilmeye daha doğrusu azaltılmaya çalışılırdı, olabileceği kadar. Olması gereken, doğal olan buydu.
Onu bırakan kadının verdiği numaraya baktı, rastgele dizilmiş 11 hane bir çağrışım yapmadı, yapacağını da ummuyordu. İlerideki markete doğru yürümeye başladı, kenarında sokak köpeklerinin uyukladığı, basit bir büfeydi aslında burası. Çalışan kadın 50’li yaşlarının sonundaydı büyük ihtimalle.
Onu görünce: - Hoş geldin C. , yine mi kayboldun yoksa?
dedi.
İçinden yine mi diye tekrarlarken soruyu, kendisine ait olsa
da garipsediği bir tonda söylediği sanırım cevabını iletti.
Kadın, sevecen bir tavırla: - İşte burada senin için bırakılmış bir not var, içinde adresin yazdığını düşünüyorum, zorlanacağını sanmıyorum nedense, dedi.
Kadından kâğıdı alırken, biri benimle dalga geçiyor
artık bundan eminim diye düşünüyordu. Büfeden uzaklaşırken, aldığı kağıttaki
adrese baktı, yakınlarda olmalıydı, hemen kenarına kırmızı kalemle, özenli bir şekilde yazılmış: - Kitabı aldıktan
sonra, buzdolabının kenarına bak, senin için bırakılmış bir şey bulacaksın,
cümlesine bakakaldı. Yine bir bulmaca, yine bir ipucu, her şey sanki koskocaman bir oyun. Bir sigara çıkardı, yaktı, derin bir nefes çekti ve
gökyüzüne baktı. Nasıl da dertsizsin orada, seni arayan, soran, sana kızan,
tapan, aşık olan birileri olsa da senin bunları karşılayacak bir şey yapmana ya da düşünmene hiç gerek yok,
varlığınla tüm bu sorulara ve duygulara yanıt getiriyorsun. İyi ya da kötü hissettirmenin tek yolu var olmak, bir gizemlilik veya saklama ihtiyacın yok. İyice yükselen ve
göğün ortasına kurulan güneşe adeta imrenerek söylüyordu bunları. Paltosunu çıkardı, sigarasını söndürüp çöpe attı, serin bir rüzgâr esti, güneşe rağmen üşüdüğünü hissetti. Havanın dengesizliğine söylenerek yürümeye başladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder