Arabanın dikiz aynasından onun şaşkın hareketlerini izliyor.
C’yi görmeyeli ne kadar olmuştu hatırlamıyordu, bir önemi de yoktu. İşte
karşısındaydı, orada o yolun kenarında, belki de onca zamandan sonra onu
yönlendiren anılarla orada inmiş olmalıydı. İşe beraber gittikleri bir zamanı
hatırlıyor, C’nin güneşin doğuşundan etkilenişi, anıların bir anda canlanışı geçmişin
korkutucu ve hayranlık uyandırıcı bir yanı. Elbette zihin de güzel üretiyor bu
kurguları, basitten karmaşığa ve karmaşıktan basite binlerce kurguyu,
gerçekliğe ince bir dokunuşla işleyerek. Ne yazık ki hiçbiri gerçek değil.
Güneşin göğsünü gere gere doğduğu ancak iliklerinize kadar donacağınızı hayal
edemeyeceğiniz bir kış gününün sıcak geçeceğini düşünmek kadar geçici ve
yanıltıcı hepsi. Bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti, dumanı üflerken azıcık uzakta olan
ve şaşkın bir şekilde bir o yana bir bu yana hareket eden adamı izlemeye devam
etti. Niye durmuştu ki zaten? Geçip gidebilirdi ve her zamanki gibi masasında,
onu bekleyen işlerle, sabah kahvaltısı niyetine aldığı kahve ile
başlayabilirdi. Rutininden çıkmanın,
düzeni aksatmanın ne faydası vardı ki hem de geçmişten gelen bir hayalet için?
Güneş yükseliyordu, onu fark etmiş miydi, daha doğrusu tanımış mıydı? Arabaya
bindikten sonra garip bir şekilde yüzüne pek bakmaması, sanki onu hiç tanımamış
olması gerçekten beklenmedik bir şeydi. İnsanların acılara, hüzne veya kedere
verdikleri tepkiler değişkendi, bazı insanların travmatik bir şekilde her şeyi
sildiğini okumuştu bir yerde. Yine de böyle bir “travmaya” neden olabilecek
şeyin yoğun, ağır olması gerekiyordu teoride. İkisi arasındaki ilişkide
travmayı kendisi yaşamıştı, onca zamana ve plana ve de duygulara rağmen
yürümemişti. Büyük bir yıkım içinde bulmuştu kendini, uzun bir yolculuk yapmış
ve geri döndüğünden beri hayatının yönünü bir hayli değiştirmişti. Hayır, bu
işte bir bit yeniği var diyordu içinden bir ses. Başını sürekli belaya sokan,
belaya sokmasa da hiç de hayırlı olaylara ve sonuçlara vesile olmayan bu hissi
dinlemeyi bırakalı çok olmuştu ama bu sefer söz geçirememişti. Her seferinde
vermek zorunda olduğu bu savaşı, kaybetmek istemişti. Belki de onu gördüğü
içindi bu, belki de bir sebebi yoktu, olmasına da gerek yoktu. Sigarası
bitmişti, aynaya baktı. Nereye gitmişti bu şimdi. Tanrım, düşüncelere böyle derin
dalmasına ne gerek vardı şimdi, arabayı çalıştırdı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder