30 Kasım 2018 Cuma

6


Eski bir fotoğraf, eskimiş bir sürü albüm, akşamı bunlara bakarak geçirmiş, kendini nostaljinin tanıdık ve sıcak kucağına bırakmıştı.
Bazen geçmişi, olmuş ve bitmişi hatırlamak iyi gelir insana, pusulasını kaybeden bir gemicinin içgüdüsel olarak yıldızlara yönelmesi gibi bir şeydir bu, en azından onun için. Orada burada çekilmiş fotoğraflar, bir kadeh şarap, oturma odasının beyaz florasan ışığı, girdap gibi yakalanışı anılara. Zaman daralıp, genişleyerek, kendi içinde kırılarak şimdiyle geçmişi ayıran ince pusu ortadan kaldırıyor. Geriye ise tekrar yaşamanın sonrasında, bir zamanlar bir şeyler hissedebilmiş, yaşayabilmiş olmanın soğumuş sıcağı kalıyor sadece. Sessizlik ağır bir yük tüm bunları düşününce, etraftaki onca sese rağmen, birilerinin veya bir şeylerin bozduğu, hani şu şehirlerdeki insanların kafa dinlemek için aradığı basit sessizlik değil bu. Yaşanmışlığın ortasında, uçsuz bucaksız bir çölde, kendi sesini ve düşüncelerini duymaktan çekindiğin bir ortamda ruhuna çöreklenen, isteklerini kırıp geçiren ve seni geçmişin pençelerine sunan bir sessizlik bu.

 Bir şarkı çalıyor şimdi, ezgilerin arasından huzur taneleri serpiliyor üstüne.Geçici, biliyor ve keyfini sürüyor bu birkaç dakikanın. Kalkıp, pencerenin dışından anılara katılan eski bir dostu dinliyor, rüzgâr, sessizliğin en yakın sırdaşı, ona sesleniyor. İçmesi gerektiğinden fazlasını içmiş, bunun farkında ama umursamayı bırakalı çok oldu. Gece uzadıkça uzuyor, işte orada, bir fotoğraf karesindeler, nasıl da mutlu duruyorlar. Hiçbir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığına dair klişe bir cümle geçiyor aklından, klişe ama haklı bir klişe diyerek düzeltiyor kendini. Ne kadar da uzak şimdi bu fotoğraflardaki kişiler. Sahi onca insan görmüştü tüm akşam boyunca, kesilen, yitirilen arkadaşlıklar. Hepsi bir yanılsamaydı belki de başından beri, gerçeklerin içlerinde şeffaflaştıkları yanılsamalardan hani. Aslında arkadaş ya da dostmuş gibi davrandıklarını ve buna en azından bir süre için yürekten inandıklarını fakat sonradan hiç de öyle düşünmediklerini fark ettikleri ve gittikleri bir gerçeklik. Neredeler şimdi?

Kanepede sızmış, sabah alarmla beraber zar zor uyanmış, bir çırpıda giyinip arabasına atlamıştı. Bir yandan başının ağrısı için bir ağrı kesici ararken, bir yandan da hafta içi bu kadar içmesine ne vardı diyerek kendi kendine söyleniyordu. Önündeki otobüsün ani duruşuyla, bir refleks haliyle frene yüklenmiş ve beklemişti. O sesi, ani fren seslerini takip eden tok çarpma sesini ama ses gelmedi, sadece birkaç öfkeli korna ötüşü duydu. Derin bir nefes aldırmıştı bu ona. Otobüsün tekrar ilerlemeye başlamasıyla beraber onu görmüştü, onca zamandan sonra burada. Çok hızlı nefes alıyordu, sakinleşmeliydi yine de garip bir rüyanın içindeymiş gibi hissetmekten kendini alamıyordu.

 Onu yolun kenarında gördüğünden beri, geçmişe dair düşüncelerinde alışık olmadığı bir hareketlenme başlamıştı. Arabaya aldığındaki davranışları, eski kırgınlıklar, güzel anılar, yol boyunca bir şey demeden geçmişiyle sürekli konuşması. C. ise dışarıya bakmıştı tüm yol boyunca. Onu tanıyamamasına anlam verememekle birlikte, bir türlü dönüp işe gidememişti. İçini kurcalayan bu merak, geçen akşamki düşüncelerin de etkisiyle zihnini ele geçirmişti adeta. Ama gel gör ki yine düşüncelere daldığı bir anda onu gözden kaybetmişti. Onu buraya sürükleyen geçmiş, aradan geçen zamanla yıpranmış hafızasıyla bir hayaleti aratıyordu. Arabayla etrafta birkaç tur atmıştı, yeni binalar, güneş panelleri, yeni alışveriş merkezleri, Tanrım her şey ne kadar çok değişmişti! Eski yerlerin, zamanın elinde geçirdiği bu acımasız değişim onu hem şaşırtmış hem de üzmüştü. Tanıdık bir şeyler aramaktan yorulmuş bir halde arabayı kenara çekti, inip bir parka kadar yürüdü. Sanırım onu bulamayacaktı, belki de bulmaması gerekiyordu. Geçmiş bazen arkada bırakılması gereken bir şeydi, ilerlemenin zamanıdır belki de dedi kendi kendine. Parktan geçen birkaç yaşlı kadın ve etrafta koşuşturan bir iki çocuktan başka birilerini görememişti zaten.

Kalktı, yakındaki büfeye kadar yürüdü, o meşhur enerji içeceklerinden bir tane kaptı, kapağını açtı ve büyük bir yudum aldı. Vücudunu bir anda saran ateşli bir enerjiydi bu, arabaya doğru yürüdü. Kapıyı açtı, anahtarı taktı, güzel bir şarkı açmak istiyordu, niye geldiğinin bir önemi yoktu artık. İşe geç kalışıyla ilgili uydurabileceği birkaç hikaye vardı aklında. Şarkı çalmaya başladığında, aynadan geçen tanıdık yansımayı fark etti. Kaderin ona oynadığı kaçıncı oyundu bu? Onu gözden kaçırmamalıydı bu sefer. Hızlıca kapıyı açtı, onu fark edemeyeceği bir mesafeden takibe koyuldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder