Alarmın sesini el yordamıyla takip ederek kapattı.
Yorgundu,
düne dair bir şeyler bulanık resimler gibi göz kapaklarında oynuyor, yorgun
zihin uyumak için, dinlenmek için çareler arıyordu. Kalk! Sesiyle irkilerek
yataktan zıpladı. Kim bağırdı diye etrafa baktı, kimsecikler yoktu. Banyoya
gitti, elini yüzünü yıkadı, oradan mutfağa geçip sıcak suyla kahve hazırladı.
Kahvenin iştah kaçırıcı kokusuyla kendine gelirken, üzerine mavi bir gömlek ve
siyah bir pantolon ve ceket giydi. Kravatı kırmızıydı, üzerinde kocaman
harflerle bunu giy yazıyordu. Kahvesini bitirdi, ayakkabıları giyip dışarı
çıktı. Hava aydınlanıyor, insanlar
duraklarda, arabalarda işe gidiyordu, onun gibi. Otobüs durağına vardı, biri
ona selam verdi. Karşılık alamayınca geri döndü, kimdi acaba o diye
düşünüyordu. Otobüse bindi. İçerisi sıcaktı, hatta fazla sıcak. Ceketini
çıkarıp, kenara koydu. Okuduğunuz kitaba ne oldu dedi yanındaki kişi. Ona mı
diyordu? Bakışları ona dönüktü, muhtemelen ona söylüyordu. Ne kitabından
bahsettiğini sordu kibarca. Her gün yanınızda getirdiğiniz kitaptan
bahsediyorum dostum dedi. Ne olup bittiğine dair bir fikri yoktu. Öyle bir
kitap yok ki dedi, dışarıya bakmaya koyuldu. Güneşin tepeleri aşmasına çok az
vardı, kitap meselesi de neydi acaba diye merak etti. Büyük ihtimalle saçma bir
şeydir deyip, manzaraya bakmaya devam etti. Güneş aşıyordu tepeyi işte, o ilk
ışık. Yaratıcısıyla kavuşan varlığın kutsallığı üzerinde ışığın. Tepeden
süzülen ışık, otobüse vuruyor. Sadece onun oturduğu köşeye bu açıdan geliyor.
İşte o anda kitap geliyor aklına, hayal meyal ışık saçan bir kitap. Aniden
kalkıyor, düğmeye basıyor. Otobüs ani bir frenle duruyor, kapı açılıyor,
buharların arasından iniyor. Nerede olduğuna dair bir fikri yok. Güneş tepeden
kurtulmuş, yolun kenarında, arabalar, otobüsler bitmek bilmez bir şekilde geçip
gidiyor önünden. Nasıl gidebilir kitabı almaya? Nereden gidebilir, bu hiçliğin
ortasından nasıl çıkacak diye düşünüyor. . Biraz
ileride dörtlülerini yakarak durmakta olan kırmızı arabayı fark
etmiyor. İnen camın sesinin takip eden, kibar bir bayan sesi: -Yardıma
ihtiyacınız var mı, öyle gözüküyordunuz uzaktan?
- Aaaa evet… bir kitap arıyorum ve geri dönmem lazım ıııı
şeye… geldiğim yere…
Kadın aynı kibarlıkla: - Geldiğiniz yeri söylerseniz size
yardımcı olabilirim, nereden gelmiştiniz?
Gözleri dalıyor, hatırlamaya çalışıyor, bir otobüs… az önce
indim… ııımmmm işe gidiyordum sanırım… bir şeyi, hayır onu unuttuğumu fark
ettim… Kadının sesinde eser miktarda
korku vardı, aklında ise bir sürü korkutucu düşünce, yine de söyledi içinden
geleni.
Kadın: -Sanırım yakınlardaki bakanlık bloklarını
kastediyorsunuz. En azından yakın bir yere bırakabilirim sizi.
Kırmızı, sedan tipi arabanın ön koltuğuna oturuyor. Kafası
karışık, kadının bakışlarının arada onun üzerinde tedirginlikle gezdiğinin
farkında değil. Tanıdık bir şey görmek istiyor, hatırlayamıyor. Kadın sürmeye
devam ediyor, onu evinin yakınlarında bir yerde indiriyor (biraz da tahmini ve
merkezi bir yerde), eğer yardıma ihtiyacınız olursa bu numarayı-bir telefon
numarası, altında yardıma ihtiyacınız mı var yazıyor- aramayı unutmayın diyor
ve geldiği gibi kayboluyor. Rüzgârın sesi kulaklarında, ortalıkta üç beş kişi
var, yürümeye başlıyor. Küçük bir ada, sitelerden oluşmuş. Etrafı incelerken
kırmızı sedanın ileriden dönmediğini fark etmiyor, yürümeye devam ediyor.
Tanıdık bir şey arıyor, bir ses, bir imge, hafızası ona ihtiyacı olduğu anda
onu yüzüstü bırakıyor. İçinde garip bir his var, bilememek kaplıyor, bir sürü
soru var gökyüzünde. İlerideki parkta bir banka oturuyor. Ceplerini kontrol
etmek geliyor aklına otururken; cebinde bir paket sigara, yeşil bir çakmak,
kadının numarası, cüzdanı ve birkaç ıvır zıvır var. Cüzdana bakmak istiyor,
sade, deri bir cüzdan, klasik orta yaş erkek cüzdanı- içinde biraz para var,
kimlik kartındaki fotoğrafı aynadaki yüzle aynı, hatta fazla aynı. Cüzdanın
içindeki küçük çıkıntı dikkatini çekiyor. Gizli bir bölme mi yoksa?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder