10 Kasım 2018 Cumartesi

3


Alarmın sesini el yordamıyla takip ederek kapattı.
Yorgundu, düne dair bir şeyler bulanık resimler gibi göz kapaklarında oynuyor, yorgun zihin uyumak için, dinlenmek için çareler arıyordu. Kalk! Sesiyle irkilerek yataktan zıpladı. Kim bağırdı diye etrafa baktı, kimsecikler yoktu. Banyoya gitti, elini yüzünü yıkadı, oradan mutfağa geçip sıcak suyla kahve hazırladı. Kahvenin iştah kaçırıcı kokusuyla kendine gelirken, üzerine mavi bir gömlek ve siyah bir pantolon ve ceket giydi. Kravatı kırmızıydı, üzerinde kocaman harflerle bunu giy yazıyordu. Kahvesini bitirdi, ayakkabıları giyip dışarı çıktı.  Hava aydınlanıyor, insanlar duraklarda, arabalarda işe gidiyordu, onun gibi. Otobüs durağına vardı, biri ona selam verdi. Karşılık alamayınca geri döndü, kimdi acaba o diye düşünüyordu. Otobüse bindi. İçerisi sıcaktı, hatta fazla sıcak. Ceketini çıkarıp, kenara koydu. Okuduğunuz kitaba ne oldu dedi yanındaki kişi. Ona mı diyordu? Bakışları ona dönüktü, muhtemelen ona söylüyordu. Ne kitabından bahsettiğini sordu kibarca. Her gün yanınızda getirdiğiniz kitaptan bahsediyorum dostum dedi. Ne olup bittiğine dair bir fikri yoktu. Öyle bir kitap yok ki dedi, dışarıya bakmaya koyuldu. Güneşin tepeleri aşmasına çok az vardı, kitap meselesi de neydi acaba diye merak etti. Büyük ihtimalle saçma bir şeydir deyip, manzaraya bakmaya devam etti. Güneş aşıyordu tepeyi işte, o ilk ışık. Yaratıcısıyla kavuşan varlığın kutsallığı üzerinde ışığın. Tepeden süzülen ışık, otobüse vuruyor. Sadece onun oturduğu köşeye bu açıdan geliyor. İşte o anda kitap geliyor aklına, hayal meyal ışık saçan bir kitap. Aniden kalkıyor, düğmeye basıyor. Otobüs ani bir frenle duruyor, kapı açılıyor, buharların arasından iniyor. Nerede olduğuna dair bir fikri yok. Güneş tepeden kurtulmuş, yolun kenarında, arabalar, otobüsler bitmek bilmez bir şekilde geçip gidiyor önünden. Nasıl gidebilir kitabı almaya? Nereden gidebilir, bu hiçliğin ortasından nasıl çıkacak diye düşünüyor. . Biraz ileride dörtlülerini yakarak durmakta olan  kırmızı arabayı fark etmiyor. İnen camın sesinin takip eden, kibar bir bayan sesi: -Yardıma ihtiyacınız var mı, öyle gözüküyordunuz uzaktan?       

- Aaaa evet… bir kitap arıyorum ve geri dönmem lazım ıııı şeye… geldiğim yere…
Kadın aynı kibarlıkla: - Geldiğiniz yeri söylerseniz size yardımcı olabilirim, nereden gelmiştiniz?
Gözleri dalıyor, hatırlamaya çalışıyor, bir otobüs… az önce indim… ııımmmm işe gidiyordum sanırım… bir şeyi, hayır onu unuttuğumu fark ettim…  Kadının sesinde eser miktarda korku vardı, aklında ise bir sürü korkutucu düşünce, yine de söyledi içinden geleni.
Kadın: -Sanırım yakınlardaki bakanlık bloklarını kastediyorsunuz. En azından yakın bir yere bırakabilirim sizi.
Kırmızı, sedan tipi arabanın ön koltuğuna oturuyor. Kafası karışık, kadının bakışlarının arada onun üzerinde tedirginlikle gezdiğinin farkında değil. Tanıdık bir şey görmek istiyor, hatırlayamıyor. Kadın sürmeye devam ediyor, onu evinin yakınlarında bir yerde indiriyor (biraz da tahmini ve merkezi bir yerde), eğer yardıma ihtiyacınız olursa bu numarayı-bir telefon numarası, altında yardıma ihtiyacınız mı var yazıyor- aramayı unutmayın diyor ve geldiği gibi kayboluyor. Rüzgârın sesi kulaklarında, ortalıkta üç beş kişi var, yürümeye başlıyor. Küçük bir ada, sitelerden oluşmuş. Etrafı incelerken kırmızı sedanın ileriden dönmediğini fark etmiyor, yürümeye devam ediyor. Tanıdık bir şey arıyor, bir ses, bir imge, hafızası ona ihtiyacı olduğu anda onu yüzüstü bırakıyor. İçinde garip bir his var, bilememek kaplıyor, bir sürü soru var gökyüzünde. İlerideki parkta bir banka oturuyor. Ceplerini kontrol etmek geliyor aklına otururken; cebinde bir paket sigara, yeşil bir çakmak, kadının numarası, cüzdanı ve birkaç ıvır zıvır var. Cüzdana bakmak istiyor, sade, deri bir cüzdan, klasik orta yaş erkek cüzdanı- içinde biraz para var, kimlik kartındaki fotoğrafı aynadaki yüzle aynı, hatta fazla aynı. Cüzdanın içindeki küçük çıkıntı dikkatini çekiyor. Gizli bir bölme mi yoksa?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder