17 Aralık 2015 Perşembe

Bahar Çiçeği

Bahar çiçeği
Baharın gelişiyle açan ilk çiçekler kadar taze,
(Duyguların sonsuzluğu kadar ...)
Gecenin karanlığı kadar derin ,
Evrenin sonsuzluğuna batırılmış gözler
Güneşin sıcaklığı sinmiş yüreğine
Kaplar değişik bir his zihnimin içini
Binlerce ben düşünür onu
Her biri aynı duyguyla izler onu,
Yaptığım her hareketi yargılar binlerce göz,
Bahar çiçeğine zarar geleceğini düşünür biri,
Bir olur bin,bin olur  on bin ve durmadan artar sesler
Yavaşça kaplar zihnimi
Binler birleşip onu verirler bana.
Bir bahar çiçeği gibi
Naif,güzel-hoş,saklı kaldığı yerden gülümser bana
Hüzünle neşe bir araya gelir yüreğimde,
Beklenen sorgu gerçekleşir aklımın her hücresinde,
Yanıtlar ,binler yanıtlar soruları
Oysa tek bir cevap gelir binlerden dünyaya
Bu da bahar çiçeğidir,
Soğuk bir havada içimi ısıtır
Tek bir ile kelime siler gerçekliği zihnimden
Tek bir kelimesi bile yankılanır boşluklarımda
Kaplar yavaşça,oranın gerçekliği olur .



Boş

Nedir içimde varolan boşluk?
Duygularımın,hissettiklerimin doldurduğu yer boşalınca ortaya çıkar genellikle.
Sessiz,acı bir boşluktur o.
Sen konuşursun sesin pişmanlığında yankılanır.
Pişmanlık dediğime bakmayın,o boşluğa girince her şey pişmanlık olur.Yaptığın ,yapmadığın ne varsa dolar o boşluğa ve çelik bir zırh gibi/misali kaplar boşluğu .Onu bir vücut haline getirir.
Zihninin içindeki boşluk karşındadır şimdi.
Sen izlersin,dinlersin.Sesin çarpar,her çarpışta yükselir.Her hücrene yayılır boşluğun.
Doğasına karşı gelir senin gibi.
Ne kadar çok dolarsa o kadar farklı olacaktır kağıt üstünde.
Ancak içine giren her bir ses,düşünce yok olur ,varolmamış gibi.
Zamanla bildiğini sandığın her şey,düşündüğün her düşünce,hissettiğin her duygu kaybolur o çelik zırhın içinde.
Ve bilememek başlar.
Cevaplar çoktan yok olmuştur orada,zihninde bir yerde.Sorular hücum eder bu sefer sana.
Çözemezsin,anlayamazsın ve bulamazsın bir yanıt.
Yoktur çünkü bu kadar basittir aradığın tüm soruların yanıtı.
Senin için yoktur o cevaplar.Başka yaşamlarda izlerini ararsın durmadan.
Her insanda bir iz,tanıdık bir iz .Aradığın,yanıp tutuştuğun şey bu olmuştur.
Yaşadığını hissetmektir getirdiği o izlerin sana.
Sessiz ve hüzün dolu şimdi o boşluk.
Geceleri uyutmaz,fısıldar kulağına düşünce parçalarını.
Yaptıklarının ,yapacaklarının gram önemi kalmaz.
Çıkılmaz o boşluktan.
Kurtarıcın yoksa.Sevgin yoksa.Aşk yoksa.Ölüm yoksa.
Kozmos kadar alabildiğince  geniştir içi ,çabalamaktan başka neyin var ki?
Aramazsan ,okumazsan,nefes almazsan zaten neye varabilecek o eskimiş aklın,çürümüş için,
hissiz kalbin,manasız gözlerin?
Düşmemeli insan o boşluğa,sevmeli,yaşamalı.Ailesine sarılmalı.Bir dal ya da el bulmalı tutunmalı yaşama.
Geçmiş,şimdi,gelecek hiç olur yoksa.
Bunlar olmazsa zaten iki yolu vardır bu garip yolcunun.
Biri toprağa öteki göklere.

14 Aralık 2015 Pazartesi

Yağmur

Aradığı huzuru yağan yağmurda buldu . Yaş olduğunu bildiği halde banka oturdu.Ne önemi vardı sanki yaş olmasının ya da olmamasının. Önündeki havuza baktı. Yağmur damlalarının suyla ahenkli dansını izledi.Suda kendini gördü,aradığını gördü ,bulamadığını gördü ve üzerinden geçti gitti onları unutup.
Dünyanın geçirdiği serüvenle kıyaslayınca bir an bile sürmeyecek kadar bir süre harcamıştı,bulamamıştı.Umudu kırılmıştı ,düşünceleri güneşe sırtını dönmüş ,onun ilk şüphesini beklemeye dalmışlardı.
Sessizdi akşam yağmura kadar.
Balkona çıkmıştı sıkılmıştı içeride kapalı kalmaktan,yağmur ise yeni başlamıştı,etrafı o bildik toprak kokusu sarmıştı.Tek başınaydı,yapacak bir şeyi yoktu. En iyisi dışarıda olmak dedi.Koştu umarsızca etrafta,çabuk yoruldu yine de daha fazla koşmak ve daha fazla kalmak istiyordu dışarıda.Hırkası dayanmazdı hem de telefonu almalıydı.İçinde dönmek yoktu yine de hasta olmak istememiş eve geri koşmuştu. Nefes nefese geçti yağmurdan kaçan insanların yanından. Dışarıda neredeyse kimse yoktu böyle bir havada yürümeyi seçen kimse olmaması garibine gitmişti.
Kimse bakmıyor,kimse konuşmuyor,kimse kucaklamıyor.
Uzaklardan yorgun gelen yağmuru
O açmış kollarını,göğsünü
Hasret ve özlemle karşılıyor içine düşen taneleri
Her biri yeniliyor yaşama inancını
Mutlu uyuyacak bir gün daha
Yağmura minnetini sundu karşılama ile
Ve yağmur onu güzel yerlere götürüyor
Uzun ama huzurlu bir yolculuk bekliyor bulutların boşalan cebinde...


22.04.2014

Rüya-Kabus-Hiçlik

Kozmos'un Uyanışı
Günaydın gözlerinde evreni sözlerimde yüreğimi taşıyan
Günaydın her anı ,her saniyesi ömürlere bedel kadın
İçimi rahatlatan ,şefkatini aradığım
Gözlerimin önünde göğe yükselen güneşim
Ve ben her saniyeme her düşünceme kazıyorum seni
Yıldızlı gökyüzüme işliyorum yüzünü
Bulutlarıma çiziyorum gülüşünü
Ve zihnimin duvarlarına yazıyorum adını
Güneşim,ayım,dünyam
Ah bahar çiçeğim...

Işıltılı Nokta
Gece uzun,keskin bir soğuk var içimden esen
Yıldızlar her zamanki yerlerindeler
Ama bir tanesi var ki
Bana gözlerini anımsatıyor
Peşinden gidiyorum,gözden kaybetmekten korkuyorum
Soğuktan titreyen bedenimde arıyorum onu
Yaşam dolu, ışıl ışıl bir yıldızı
Ve düşüncelerim doluşuyor aklımdaki meydana
Huzursuz,korku ,özlem kokan düşünceler...

Belirsizlik
Tüm çevre sessizliğe gömülmüş
İçimdeki sesler konuşur ben dinlerim
Direncim dayanmaz onlara
Duvarlarım erir gözlerimin önünde
Kaçamaz,kurtulamam buradan
Ölüm koklamak isterim ,sokak sokak ararım onu
Yaşam umursamayacağım kadar küçülmüştür
Saçma düşüncelerimde
Dönüp dolaşır belirsizliğimin ortasında dururum
Aidiyetsiz,hissiz,sevgisiz bir maskeyle.

4 Ekim 2015 Pazar

Geçmiş mi?


     Merhaba geçmişteki ben.
Senden ne kadar farklıyım şu an ben de inanamıyorum.Değişmenin her an her saniye olduğunu söyleyen ,bilen biri için bile bu fark çok fazla.
Senden iğreniyorum bazen,bazense sana imreniyorum.Geçmişteki bizlere bakınca böyle düşündüğümüz anlar olmuştur çoğunlukla ve bundan dolayı geçmiş bize farklı gelir.
Belki büyüsü böyledir ya da içinde bulunduğumuz durumdan bunu çıkartırız.
Belki de  bizde değişime benzer bir şey yoktur.Değişen şeyler çevre,zaman gibi şeylerdir.
Sıkılmak.
Sanırım bizim hastalığımız bu.Onca şeyle boğuşsak bile sıkılmaya zaman ayırmaktan kendimizi alamamak .Yaşamımızı sıkıcı,değişmeyen ve belli bir çevreye hapsolmuş görmek.
Bazen böyledir gerçekten bazense  o kadar geniştir ki evrene yayılır.
     Bence her şey düşünce ve insanda başlıyor.
Biz düşünüyoruz,biz değerlendiriyoruz ve biz uyguluyoruz .Yaşamımızı değişik aşamalara sokuyoruz;kimi zaman toplumdan kaynaklı kimi zaman bizden.
Bu aşamalar geçerken huy,alışkanlık değişikliklerine uğruyoruz,arada güzel şeyler bizi buluyor.Yaşamımızın çizgisinin en göz alıcı yerinde  ışıldıyorlar tabi ki kötü şeyler de bizi buluyor.Çizginin iyice koyulaştığı yerlere saklıyoruz onları da.
Çizgimiz devam ediyor,biz değişiyoruz bazen daha olgun gözüken bazense daha çocukça gözüken şeyleri yapıyoruz.
     Ve bunları yaparken yaşamlarımıza insanlar giriyor.
 Farklı bir düşünce,farklı bir macera.Her insanın hayatını bilmek-onu tanımak-bizi aşıyor genelde.
Yüzeyselleştiriyoruz ister istemez çoğu ilişkiyi.Bu bazen bizi yıpratıyor,bazense rahatlatıyor.
Böyle yaptıkça çevremiz momentumunu kaybediyor bir anlamda.Bu da bizde düşüncelerimizin,hayatımızın sıkıcılığı,sıradanlığı olarak yansıyor.
Oysa sahip olduklarımızın değerini bilmek var bir kenarda.Çoğumuz bunları umursamıyor,kaybedince yas tutuyor ve unutuyor zamanla.
Bazılarımız daha derinden sarsılıyor,hayatının temel taşlarından birini kaybetmek onu çok karanlık yerlere sürüklüyor.                                                                                                                                          Kısaca ben yaşamının sıkıcılığından bahseden bir insanım.Etrafımdaki güzelliklerin bazen keyfini çıkartıyorum bazense gözümün ucuyla bile bakmıyorum.Kendimi olduğum gibi kabul edemiyorum her zaman kendimle çatışıyorum bazen.Her zaman gelişmeye, bilgiye aç olduğumu düşünüyorum,bazen de bu düşüncenin yeri öğrendiğim şeylerin saçmalığıyla doluyor.
Sonuç olarak bazı şeyleri düşünmemek daha iyi geliyor.Bunu öğrenmek bazen acı bazen tatlı oluyor.Hayat orada biz yanı başında .Geleceğimiz  tam bir muamma ve öyle kalmalı bence de.

9 Temmuz 2015 Perşembe

Yaprak

       Hepimiz bir yaprak gibiyiz.Üstü renkli altı renksiz...
       Bir kişinin iki tarafı gibi.Çoğu kişi sadece üst tarafı tanıyıp geçiyor.Oysa alt tarafta kişiyi olduğu kişi yapan özelliklerin de yattığını bilmiyor,umursamıyor.Sonuç olarak kendimize soruyoruz:Birbirimizi ne kadar iyi tanıyoruz? En iyi dostunu  ne kadar iyi tanıyorsun,arkadaş dediğin kişileri ne kadar iyi tanıyorsun?Oysa yapraktan yola çıkarsak yaprağın iki tarafına bakıp, tekrar üste bakınca daha güzel bir görünür gözümüze.İşte kişinin iki tarafı da buna çıkıyor.Yine de bu bir seçim ve herkesin seçimi farklı olabilir.
Tamam,kabul edelim herkes bu durumda değil.Ama yine de çoğunluğun bir eksikliği bu.
       Mümkün olmayan bir şey olabilir söylediklerim,ama insanoğlu tarihi boyunca mümkün olmayacak neler başardı. İnsanları tanımak gerçekten zor bir süreç,senin onları olduğun gibi kabul etmen onların da aynı şekilde karşılık verecekleri garantisini getirmiyor sana.
Yavaş yavaş usanıp bırakmaya çalışıyorsun.Çünkü bazı şeyler çok açık geliyor gözüne.Yapaylık artıyor ilişkilerde ve bu insanların gözleri kapalı bir şekilde dövüşmeleri gibi iki tarafa da etrafa da zarar veriyor.
Kısacası hepimiz bir yaprak gibiyiz,zamanı gelince solup gidiyoruz.
Altımız ve üstümüz bazılarımızda çok farklı kimilerinde aynı.Karakterlerimize göre şekil alıp,bunlara göre dostluklar,ilişkiler kurmaya çalışıyoruz.
Her zaman başarılı olamıyoruz,bazen kötü şeylere sebep veriyoruz.Bazen de karakterlerimizin mükemmel bir uyum içinde olduğu kişilerle tanışıyoruz.Bir yap-boz misali tamamlıyoruz eksik kalmış yaşamlarımızı.
Ve umutla bunlara sarılıyoruz.Ta ki bir gün solup ellerimizin arasından kaybolana kadar.


30 Haziran 2015 Salı

Diğer Taraf-2-


Eskimiş bir kağıt parçası kalmış elinde.
Her dokunuşta yakıyor ruhunu.
Geçmişe bir bağ,şimdiye belirsizlik yüklüyor o parça.
Biraz acı biraz tatlı yanları var yaşam gibi.
Oysa neleri götürdü beraberinde
Düne yara bugüne acı oldu
Gözyaşıyla karıştı toprağa

Aradan bir yıl geçmiş.Kendi mezarına bakıyordu,ne kadar garipti mermerin üzerinde ismin olması.Bu kadar kısa olabilir miydi insanın hayatının hikayesi ya da alabildiğince geniş mezarında uzun bir hikaye bekliyor muydu bizi? Neydi bu işin sırrı? İçindeki garip ve huzursuz edici his büyüyüp kök salıyordu . 
Cebinden bir sigara çıkartıp yaktı.Derin bir nefes çekti.

Yıl geçmiş ama araya asırlar koymuştu sanki.Eski yaşamdan kopmuş yenisine ayak uydurmaya çalışıyordu.Sanki o mezara tüm isteklerini,hayallerini koymuştu.

Her sabah uyandığında isteksizce uzanırdı yatağında.Hevesleri,hobileri her şey bir karadelikle yok olmuştu.
Geleceklerdi annesi,abisi,yeğeni tüm sevdikleri.İçi hüzün doldu,buram buram geçmiş kokuyordu her şey burada.Gözlerinden iki damla yaş aktı.Bir sigara daha çıkardı.Çok duramazdı , mezarı sulayıp karanfili bıraktı...

5 Mayıs 2015 Salı

Diğer Taraf-1-

Kalktı yatağından saate baktı, daha 7 olmuştu.Balkona çıktı.Masmavi bir gökyüzü vardı bugün. Bayılırdı maviye...
Bağırdı :-Günaydın! Aklına Eyyam'ın şarkısı geldi,ne zaman günaydın dese sözleri dolardı aklına bu şarkının. Açtı şarkıyı ,gözleri dalışa geçti o derin mavilerde.
-Hafif bir tebessüm attı geçmişinden bir ana.-
Ev sessizdi,sessizlik ona o da sessizliğe alışmıştı ama bugün bir şeyler farklıydı. Biraz yüksek bir sesle:- Eksik olan ne? Oysa her şey yerinde gibi duruyor. Bu doyumsuz his ne acaba?Hayırdır inşallah ,dedi.
Balkonda oturdu biraz daha sonra kalktı ve dışarı çıkmaya hazırlandı.
Bugün neydi diye düşündü.10 Ekim'di bugün.Eli montunun iç cebine gitti.Nerede bu lanet şey diye mırıldandı.Eski bir kağıt parçası çıkardı cebinden.
-Ah!Demek buydu ,dedi. Geçmişe küçük bir  yolculukmuş meğer.
Çiçekçiye uğramalıyız ama öncelikle Ahmet'i aramalıyız . Telefonuna uzandı eli. Uzun bir sürenin sonunda açıldı telefon.Hafif uykulu bir sesi vardı Ahmet'in.
-Hazır mısın , dedi Ahmet'e. 
Ahmet:-10 dakikaya hazırım,dedi.
Yusuf:-Tamam,15-20 dakikaya oradayım,dedi.
Güzel bir yerde oturuyordu,sabah koşu yolunda birkaç kişi olurdu.Gece çabuk çökerdi buraya.
Saati bilmeseniz bile şaşırtıcı bir boşluk olurdu güneşsiz saatlerde.
Otoparka yürüdü,arabanın üzerinde yine broşür vardı. Aldı broşürü torpidoya koydu.
Radyoyu açtı, Leyla The Band'in  Eksik Bir Şey mi Var şarkısı çalıyordu.
Ahmet'i aldı,şarkı bitmişti ama etkisi devam ediyordu.Şarkılara sinmiş geçmişin tatlı anıları.Hafif bir dalgınlığından arkadaki arabanın kornasıyla uyandı.
Ahmet her zamanki gerginliği üzerinde ,elinde karanfille oturuyordu yanında.
Ağzını bıçak açmıyordu.Mezarlığa varınca Ahmet:-Abi ben bu sefer gelmesem.Bir garip oluyorum,dedi.
Yusuf:-Tamam,dedi.Yavaşça yürüdü mezarlığın içine...

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Deniz




Bir yanımda Ege bir yanımda Marmara
Tenimde rüzgar,gözlerimde deniz mavisi
Gökyüzünde bulutlar,aklımda sen
-Ya da senden ne kalmışsa -

Dalgalarla beraber vuruyor düşünceler
Her bir taraftan kuşatmış zihnimi/Yankılanıyor denizin sessiz çığlığı
Çözüm gitmiş imkansızın biriyle/Esaret altındaki zihnimde
Kucaklıyorum boşluğu
İnşa ettiğim kalemin surlarından
Seyrediyorum kendi zavallı durumumu
Yok oluşumu görüyorum aşağıda
Yavaşça düşüyorum 
Gözlerim kapanmıyor,yaşlar süzülüyor geçmişten
Sessizlik...

Her gün aynı rüya
Eninde sonunda ulaşılan boş oda
Gri kaplı,küf kokan geçmiş
Elbet bir gün sen de bırakacaksın bu halini
Kuşanıp ebemkuşağını açılacaksın
Uçsuz bucaksız denizlere