Sokaktan geçen uzun biri miyim yoksa iyi kalpli beyefendi biri miyim ve daha niceleri.Bunlar cevaplanması gereken sorular.Fakat sorular yanıtsız kalacak çünkü beni tanımlamak biraz zor eğer beni çok iyi tanımıyorsan.
Yine de beni gerçekten tanıman için beni az da olsa sevmen lazım çünkü ben sadece beni seven birisine karşı dürüst olurum. Tüm gerçeklerimi açabilirim o kişiye.
Diğerleri sadece kendi işine yarayacak kadar tanımakla meşguller ki bu onların hem kaybı hem de ileride gerçekten canlarını yakabilecek bir şey.
Neyse konudan sapmayalım. Ben yolda yürürken dans eden biriyim. İçimden geleni esirgememeyi öğrendim biraz acı olsa da sonuçta öğrendim. Kitap okumak,tiyatro ve sinema bunlar bana yaşadığımı hissettiren şeyler.
O hissi hepiniz tatmışsınızdır ya sevgilinizle el ele gezerken ya da başka bir şekilde önemli olan tatmanız.
Ben hafif takıntılıyımdır. Bazen konulara öyle takılırım ki konu bitse de bitmese de fark etmez, önemli olan o an benim için yarattığı sorunu çözmektir. Bazen faydasını bazen zararını görüyorum bu huyumun.
Aile, açıkçası ne çok bağlı kalabildiğim bir şey ne de tamamen kaçabileceğim bir şey.
O kadar derinden bağlıyız ki birbirimize.Her zaman yanımdalar fikir olarak bazen karşıt taraflarda olsak bile. Aile önemli ve benim gerçekten aileden sayabileceğim dostlarım var ki bu benim dengesiz yaşantımın merkezinde duruyor. İyi ki varlar,umarım kalırlar da.
Sevmek, biraz yabancı bir kelime bu bana. Mutluluk gibi. Gerçekten gülmek. Yeni yeni tanımaya özen gösterdiğim şeyler. Her zaman yeni bir şey keşfederken hafif çekimser olurum elimde değil. Bilemem ne yapacağımı belki de bundan kaybetmişimdir birilerini .Ama üzülecek değilim daha doğrusu yavaş yavaş geride bırakmaya çalışıyorum. İnsan üzülmeye zaman ayırmalı ancak bunu her zaman yapmamalı ayrıca. Benim belli zamanlarım var .Geçmişe yolculuk yapıyorum hafiften. Karanlığın ortasında duruyorum zaten aklımdan atamadıklarım geçiyor karşıma. Ay ışığında konuşmalar yaşıyorum kendimle,geçmişimle. Bazen cidden üzülüyorum onlarsız geçen anlarıma ama o da bir yere kadar. Sınıra ulaştığım an her şey normale dönüyor hafiften. Zaman kaybetmeden kaçıyorum köşeye sinmiş odama ve gömülüyorum kitaplarıma, kendi dünyama.
Biraz da sağlık lazım tabii. En nefret ettiğim hastalık ve en fazla yakalandığım hastalık olan grip. Pek sağlıklı bir insan olduğum söylenemez.Küçükken astıma ramak kala kurtarılmam, tehlikeli arı alerjim,kırık burnum,bahsetmek istemediğim bir tane daha var. Yanlış anlamayın sadece yüz yüze bir şekilde söyleyebilirim bunu . Hastaneye yakınım bayağı belki de bundan doktor olmak istiyordum küçükken,artık ne istediğimi bile bilemeyecek durumdayım. Sadece yaşamakla yetiniyorum bu aralar anlayacağınız.
Ve duygular...
Duygusal anlarda bazen gerçek beni ortaya çıkar. Bazense sadece kaçasım gelir her şeyden.
Duygular benim en zayıf noktam diyebilirim yine de gerektiğinde onlardan soyutlayabilirim kendimi ama o zaman da kendim olamam işte. Anlayacağınız ben bile kendimi tanımakta zorluk çekebiliyorum zaman zaman.
Her şeye rağmen ne olursa olsun içeride olacağına dışarıda olsun.İçimde kalacağına gün yüzüne çıksın.Eğer içeride bırakırsan ileride yapmadığın için pişman olacaksın, dışarı vurursan bile bence yaptığına değecek.Şu an tek düşünebildiğim bu.
11 Mayıs 2014 Pazar
9 Mayıs 2014 Cuma
Hastalık
Düşünmekten başka bir şey bırakmıyor yalnızlık insana ve bu düşünmeler hastalık haline geliyor, yavaşça yayılıyor tüm vücuda.Düşünmeye korkuyor insan. Zamanla pişmanlıklar geliyor ta derinden vuruyor su yüzüne.Akıyor zihnin her köşesine ve kaplıyor tüm düşünceleri.
Sonra keşkeler geliyor.İnsan düşünmeye zorluyor aklını,kendini suçlu bulmak için çabalıyor.Hata yapmış olamayacağına bile inandıramıyor kendini ve tüm bunlar camdan bir kalkan oluşturuyor etrafında.
Oysa insan bunlardan bihaber yaşıyor .Ön yargıları alıp başını gidiyor.Şüpheci oluyor başta.Biraz faydasını görüyor ama şüpheler yavaşça,derinden birikerek paranoyaya ulaşıyor.
Her an ölüm korkusu işgal ediyor bilinçaltını. Düşünceler durmak bilmiyor,akıl ise işliyor bunu her düşüncenin köşesine.
Karanlıktan korkuyor,evde dolaşamaz hale geliyor.En küçük ses bile onu durduruyor. Yavaşça kapanıyor dört duvarın arasına.Hapis hayatını güneş sonlandırıyor.
Gün ışığı ona geçici bir güven veriyor oysa dışarısı bu güveni anında yok ediyor. Arkada bir gözle geziyor gündüzleri ve yavaşça düşüncelerinin içinde kayboluyor.
Sonra uyanıyor bir çölde. Susuz ve aç bir halde yürüyor hiçliğin ortasına. Bir çare lazım ama düşünemiyor, aklı o kadar yabancılaşmış ki düşüncelerine.Bir şey yapamadan öylece kala kalıyor. Bir süre sonra bir bedevi yaklaşıyor uzaktan. Elindeki suyu uzatıyor yavaşça, su o kadar serinletici ki hem susuzluğu hem de açlığı kayboluyor.
Ve bedevi ile birlikte yürüyerek vahaya varıyorlar. Birkaç gün içinde kendisine geliyor. Sonra bir palmiyenin gölgesine uzanıyor,yavaşça geçiyor kendinden.
Uyandığında ise sabah güneşinin ilk ışıkları karşılıyor onu.Çok dinç hissediyor kendini. Hafifçe doğruluyor yatağında. İçeriden sesler geliyor. Düşünüyor ama aklına yatan bir şey bulamıyor.Ayağa kalkıyor,yavaşça aralıyor kapıyı.
Karşısında ...
Sonra keşkeler geliyor.İnsan düşünmeye zorluyor aklını,kendini suçlu bulmak için çabalıyor.Hata yapmış olamayacağına bile inandıramıyor kendini ve tüm bunlar camdan bir kalkan oluşturuyor etrafında.
Oysa insan bunlardan bihaber yaşıyor .Ön yargıları alıp başını gidiyor.Şüpheci oluyor başta.Biraz faydasını görüyor ama şüpheler yavaşça,derinden birikerek paranoyaya ulaşıyor.
Her an ölüm korkusu işgal ediyor bilinçaltını. Düşünceler durmak bilmiyor,akıl ise işliyor bunu her düşüncenin köşesine.
Karanlıktan korkuyor,evde dolaşamaz hale geliyor.En küçük ses bile onu durduruyor. Yavaşça kapanıyor dört duvarın arasına.Hapis hayatını güneş sonlandırıyor.
Gün ışığı ona geçici bir güven veriyor oysa dışarısı bu güveni anında yok ediyor. Arkada bir gözle geziyor gündüzleri ve yavaşça düşüncelerinin içinde kayboluyor.
Sonra uyanıyor bir çölde. Susuz ve aç bir halde yürüyor hiçliğin ortasına. Bir çare lazım ama düşünemiyor, aklı o kadar yabancılaşmış ki düşüncelerine.Bir şey yapamadan öylece kala kalıyor. Bir süre sonra bir bedevi yaklaşıyor uzaktan. Elindeki suyu uzatıyor yavaşça, su o kadar serinletici ki hem susuzluğu hem de açlığı kayboluyor.
Ve bedevi ile birlikte yürüyerek vahaya varıyorlar. Birkaç gün içinde kendisine geliyor. Sonra bir palmiyenin gölgesine uzanıyor,yavaşça geçiyor kendinden.
Uyandığında ise sabah güneşinin ilk ışıkları karşılıyor onu.Çok dinç hissediyor kendini. Hafifçe doğruluyor yatağında. İçeriden sesler geliyor. Düşünüyor ama aklına yatan bir şey bulamıyor.Ayağa kalkıyor,yavaşça aralıyor kapıyı.
Karşısında ...
9 Nisan 2014 Çarşamba
Bir Bakış
Uzaktan dikkatle seyrediyordu gençleri. Belki kendi gençliğini görüyordu onlarda belki de pişmanlıkları kapısına dayanmıştı o anda. Yanındaki bayan sigarasını içiyordu.Rüzgarın getirdiği duman boğuyordu onu.
Acılarıyla,hüzünleriyle doluydu duman.Gözleri ağlamaklı olmuştu. O sırada yan tarafta oturan gence baktı.
Gençle birbirlerini izliyorlardı.Herkesin kendi dünyasına gömüldüğü o anda açılan bir kapı gibiydi genç adam.
Genç adam önüne döndü ,ciddileşmişti suratı. Yavaşça çevirdi kafasını ve caddeyi seyre daldı otobüsü beklerken. Zamanın ona yaptıkları kurcalıyordu kafasını.Sonra tekrar baktı genç adama.Bu sefer bir şey uzatıyordu. Peçeteydi uzattığı şey ama görmekten bitap düşmüş gözleri sigara zannetti.
-Yok ben içmiyorum.
Bir an duraksadı ve gençlere dönerek:
-Sakın siz de içmeyin.
Gençler yavaşça kafalarını salladılar.Belki biliyorlardı belki de bilmiyorlardı öyle bir durumda yaşayacaklarını diye düşünürken otobüs yaklaştı durağa.Ayağa kalktı ve yavaşça otobüse bindi.
Etrafını seyrederken son anda gençlerin indiğini gördü,göz kapaklarının ağırlığına daha fazla dayanamayan yaşlı gözleri kapandı yavaşça.
Yaşlı adam onu derinden sarsmıştı. Söylediklerinden çok bakışları etkili olmuş,adeta delip geçmişti bakışları vücudunu.Adamı aklından bir türlü çıkaramıyor,binlerce soru kurcalıyordu aklını.O sırada otobüsü geldi.
Ayakları ağrıyordu,yorgundu.Her zamanki gibi dışarıyı seyretmeye başladı.İnsanların suratlarına bakmak istemiyordu artık.Onların dertli,üzgün yüzlerini görmek bile neşesini kaçırıyordu anında.İnsanlığa olan inancı eriyip gitmişti yavaşça.
Bir ara oturabildi ama yaşlı birini görüp yer verdi.O sırada o adamı gördü.Yılların acımasızlığı yüzüne oturmuş
düşmanca,soğuk bakışları olan adamı.
Kafası hafif kelleşmiş ve kafasının üzerindeki üç kırmızı nokta görünür olmuştu.Dikkatini çekmemeye çalışarak inceledi adamı yavaşça.
Tozlu pantolonu,yıpranmış ayakkabısı onun sanki hayatta çok çalıştığı halde bir takım talihsiz olayların kurbanı olduğunu işaret ediyordu. Kımıldandı biraz ayakları rahat vermiyordu.Her sarsıntıda düşmemek için büyük bir efor sarf ediyordu. Binlerce kez geçmişti bu düşünce kafasından.Kendini bırakmak,kaldırımla bir bütün olmak.Ancak yapamıyordu birçok kez kıyısından dönmüştü.Henüz değil diyordu bir ses içinden.Durağına gelmişti,adam ise çoktan inmişti.Düğmeye bastı incitmeye korkarak.Kapı açıldı,boşluğa doğru bir adım attı ve hafif sendeleyerek yürümeye başladı.
Bahar geliyordu ancak hayalleri sonbaharda yitip gitmişti.Bir sürü karar almış,sonra vazgeçmiş ve aynı kararları alması gerektiğini tartışmıştı kendisiyle uzun gecelerde. Hayata olan ilgisi mumun alevi gibi bir anda kaybolmuş,rotasını kaybetmiş bir gemi gibi nereye gideceğini bilmeden yol alıyordu zamanın hızlı akan nehrinde.Akşamlarını yürüyüşe ayırıyordu çoğunlukla ama yürümekten çok yavaşça uykuya dalan şehri seyrediyordu karanlığın tam ortasından.
Gözlerini kapadı, adam yanında oturuyordu.Eski bir dost gibi selamladı onu,hal hatır sordu.Bunları yarım kalmış birkaç hikaye takip etti. Yavaşça yüzüne baktı,aynı bakışı gördü gözlerinde. Duygulanmıştı,ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Sonra adamın elini hissetti omzunda.Ağla çocuğum rahatlarsın diyordu adeta hareketleri. Gözlerinden süzüldü yaşlar buluştu elleriyle.Yavaşça kalktı adamın yanından.Kaybettiği her şeyi geri kazanabilme umudu sarmıştı etrafını.Farkındaydı bunun kalıcı olamayacağının yine de aldırış etmedi.Son kez baktı adama umut dolu gözleriyle. O da bakıyordu,gurur dolu bir bakışı vardı bu sefer gözlerinde.
Acılarıyla,hüzünleriyle doluydu duman.Gözleri ağlamaklı olmuştu. O sırada yan tarafta oturan gence baktı.
Gençle birbirlerini izliyorlardı.Herkesin kendi dünyasına gömüldüğü o anda açılan bir kapı gibiydi genç adam.
Genç adam önüne döndü ,ciddileşmişti suratı. Yavaşça çevirdi kafasını ve caddeyi seyre daldı otobüsü beklerken. Zamanın ona yaptıkları kurcalıyordu kafasını.Sonra tekrar baktı genç adama.Bu sefer bir şey uzatıyordu. Peçeteydi uzattığı şey ama görmekten bitap düşmüş gözleri sigara zannetti.
-Yok ben içmiyorum.
Bir an duraksadı ve gençlere dönerek:
-Sakın siz de içmeyin.
Gençler yavaşça kafalarını salladılar.Belki biliyorlardı belki de bilmiyorlardı öyle bir durumda yaşayacaklarını diye düşünürken otobüs yaklaştı durağa.Ayağa kalktı ve yavaşça otobüse bindi.
Etrafını seyrederken son anda gençlerin indiğini gördü,göz kapaklarının ağırlığına daha fazla dayanamayan yaşlı gözleri kapandı yavaşça.
Yaşlı adam onu derinden sarsmıştı. Söylediklerinden çok bakışları etkili olmuş,adeta delip geçmişti bakışları vücudunu.Adamı aklından bir türlü çıkaramıyor,binlerce soru kurcalıyordu aklını.O sırada otobüsü geldi.
Ayakları ağrıyordu,yorgundu.Her zamanki gibi dışarıyı seyretmeye başladı.İnsanların suratlarına bakmak istemiyordu artık.Onların dertli,üzgün yüzlerini görmek bile neşesini kaçırıyordu anında.İnsanlığa olan inancı eriyip gitmişti yavaşça.
Bir ara oturabildi ama yaşlı birini görüp yer verdi.O sırada o adamı gördü.Yılların acımasızlığı yüzüne oturmuş
düşmanca,soğuk bakışları olan adamı.
Kafası hafif kelleşmiş ve kafasının üzerindeki üç kırmızı nokta görünür olmuştu.Dikkatini çekmemeye çalışarak inceledi adamı yavaşça.
Tozlu pantolonu,yıpranmış ayakkabısı onun sanki hayatta çok çalıştığı halde bir takım talihsiz olayların kurbanı olduğunu işaret ediyordu. Kımıldandı biraz ayakları rahat vermiyordu.Her sarsıntıda düşmemek için büyük bir efor sarf ediyordu. Binlerce kez geçmişti bu düşünce kafasından.Kendini bırakmak,kaldırımla bir bütün olmak.Ancak yapamıyordu birçok kez kıyısından dönmüştü.Henüz değil diyordu bir ses içinden.Durağına gelmişti,adam ise çoktan inmişti.Düğmeye bastı incitmeye korkarak.Kapı açıldı,boşluğa doğru bir adım attı ve hafif sendeleyerek yürümeye başladı.
Bahar geliyordu ancak hayalleri sonbaharda yitip gitmişti.Bir sürü karar almış,sonra vazgeçmiş ve aynı kararları alması gerektiğini tartışmıştı kendisiyle uzun gecelerde. Hayata olan ilgisi mumun alevi gibi bir anda kaybolmuş,rotasını kaybetmiş bir gemi gibi nereye gideceğini bilmeden yol alıyordu zamanın hızlı akan nehrinde.Akşamlarını yürüyüşe ayırıyordu çoğunlukla ama yürümekten çok yavaşça uykuya dalan şehri seyrediyordu karanlığın tam ortasından.
Gözlerini kapadı, adam yanında oturuyordu.Eski bir dost gibi selamladı onu,hal hatır sordu.Bunları yarım kalmış birkaç hikaye takip etti. Yavaşça yüzüne baktı,aynı bakışı gördü gözlerinde. Duygulanmıştı,ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Sonra adamın elini hissetti omzunda.Ağla çocuğum rahatlarsın diyordu adeta hareketleri. Gözlerinden süzüldü yaşlar buluştu elleriyle.Yavaşça kalktı adamın yanından.Kaybettiği her şeyi geri kazanabilme umudu sarmıştı etrafını.Farkındaydı bunun kalıcı olamayacağının yine de aldırış etmedi.Son kez baktı adama umut dolu gözleriyle. O da bakıyordu,gurur dolu bir bakışı vardı bu sefer gözlerinde.
6 Nisan 2014 Pazar
Eğer...
Görememek,görmekten
daha fazla anlam içeriyorsa
Parıltılar
kaybolmuş,hüzün başrolü kapmışsa hayatımızda
Zaman denen
nehrin önü taşlarla kapatılmışsa
Yapaylaşmış,kendine
yabancı olmuş biri olmuşsak fark edemeden
Hisler ve
duygular yabancıysa kalbe artık
Gitmek
kelimesi anlam kabını taşırmışsa iyice
Söyle
sevgili ne yapmalı bu hayatta?
Kaybolmuşsak
derin kuyularında hayatın
Duygular
yitirmişse güçlerini
Atan bir
kalbe gerek var mı sevgili?
Biz zaten
ölmüşüz derinden.
Senden
uzakta huzur ararken
Gözlerim bir
gün daha görmeye dayanamazken
Beklerim
güneşin batışını
Tepeleri son
kez selamlayışını
Ve uyanırım
dikenlerin üstüne kurduğum yatağımda.
Gözlerimi açmak istemem
Çünkü bilirim yoksun yanımda
Yine de bekler içimdeki çocuk bıkmadan
Çünkü bilirim yoksun yanımda
Yine de bekler içimdeki çocuk bıkmadan
Gözlerinde
kaybolacağım tek kişiyi…
17 Şubat 2014 Pazartesi
Görmek
Gözlerimi kapatma isteğim,uykuya ya da bir hayale dönmek için değil de görmeye katlanamamaktan.
Bazen içimi bir sıkıntı kaplıyor derinden gelen, her fırsatta üste çıkan bir sıkıntı. O an gözlerim kapat bizi diye yalvarıyor bana ama kapatmıyorum onları, bırakıyorum eziyet çeksinler benim gibi.Bazen dayanamıyorum ne gözlerime ne de ayaklarıma bırakasım geliyor kendimi yolun ortasına. Sonra vurdumduymaz,korkak bir iç çekiş geliyor ve karanlığa doğru yürüyorum.Bilmeden yürüyorum, takılmaktan korkmadan,düşmekten çekinmeden.O an kapatıyorum gözlerimi acı taze ,yine hissettiriyor kendini ve rüzgar imdadıma yetişiyor yüzümü hafifçe okşayarak.Uzaklardan gelen trenin ışığı aydınlatıyor göz kapaklarımı. Ve son adımımı atıyorum trene doğru...
Bazen içimi bir sıkıntı kaplıyor derinden gelen, her fırsatta üste çıkan bir sıkıntı. O an gözlerim kapat bizi diye yalvarıyor bana ama kapatmıyorum onları, bırakıyorum eziyet çeksinler benim gibi.Bazen dayanamıyorum ne gözlerime ne de ayaklarıma bırakasım geliyor kendimi yolun ortasına. Sonra vurdumduymaz,korkak bir iç çekiş geliyor ve karanlığa doğru yürüyorum.Bilmeden yürüyorum, takılmaktan korkmadan,düşmekten çekinmeden.O an kapatıyorum gözlerimi acı taze ,yine hissettiriyor kendini ve rüzgar imdadıma yetişiyor yüzümü hafifçe okşayarak.Uzaklardan gelen trenin ışığı aydınlatıyor göz kapaklarımı. Ve son adımımı atıyorum trene doğru...
11 Şubat 2014 Salı
Gökyüzünden bir düşünce düştü içime.
Kaybettim kendimi,duygularımı,düşüncelerimi.
Onları bir eskicinin yanına bıraktım,yaktım,sakladım tekrar bulamayacağım yerlere ve tek tek aradım tekrar bulabilme umuduyla.
Kafam boş her zamanki gibi umutla bakıyorum yarına belki bir şey gelir oturur o boşluğun ortasına diye.
Ah!Bu düşünceler içlerinde boğuldum,ciğerlerim umutsuzluk soluyor artık. Neye uzansam başlıyor yok olmaya ve sonra kendime dokunuyorum;yok ediyorum,acımıyorum vücuduma düşüncelerimin cezasını çekiyorlar.
Yeniden başladım uzun,akşam yürüyüşlerine.Dopdolu bir akşam var bugün Ankara'da. Ay tüm güzelliğiyle kafamı her kaldırışımda bana gülümsüyor,yıldızlar ise doluşuyor gözlerime ve ben kaçıyorum onlardan. Karanlığa doğru gidiyorum,atlıyorum çitlerden etrafımda şehrin o yapay,soğuk ışıkları ve bunlardan olabildiğince uzaktayım ama hayır aradığım şey bu değil. Karanlıkta yürüyorum bir süre.Yanımdan gelip geçen arabaları,otobüsleri ve içlerine dünyayı doldurmuş dışlarına ise soğuk bir bakışı bırakan insanları selamlıyorum ve şarkılar içime doluyor.Her şarkıda daha heyecanlı bir şekilde dönüyorum etrafımda ve kafam her seferinde hafifliyor. Sonra karşıya geçtim arabaların önüne atlayarak. Yavaşladım,usulca fısıldadım şarkıları.Biraz sonra köprüdeydim. Kafamı kaldırdım o kadar berrak bir gökyüzü vardı ki bir şey düşünmeden öylece durdum köprünün kenarında.İnsanlara üzüldüm öyle aceleleri vardı ki durup kafalarını kaldırıp yukarıyı seyre dalacak zamanları yoktu.Sonra durağa vardım yine gökyüzünü seyre daldım,unuttum otobüsleri,dolmuşları,duraktakileri.Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ben onların dilinden anlayamayacak kadar cahil,genç biriyim. Otobüse bindim ineceğim durağa yaklaştım ve indim. Ayaklarım artık isyan ediyordu ayağımdaki botlara. Daha fazla dayanamadım çıkardım botları ve çorapları.Yer soğuktu,tozluydu elbet ama ayaklarımı okşayan rüzgarın verdiği huzura karşı çıkamadım. Ayaklarım titrediğinde gelmiştim eve.Oysa onlar dışarıyı çok sevmişlerdi.
Onları bir eskicinin yanına bıraktım,yaktım,sakladım tekrar bulamayacağım yerlere ve tek tek aradım tekrar bulabilme umuduyla.
Kafam boş her zamanki gibi umutla bakıyorum yarına belki bir şey gelir oturur o boşluğun ortasına diye.
Ah!Bu düşünceler içlerinde boğuldum,ciğerlerim umutsuzluk soluyor artık. Neye uzansam başlıyor yok olmaya ve sonra kendime dokunuyorum;yok ediyorum,acımıyorum vücuduma düşüncelerimin cezasını çekiyorlar.
Yeniden başladım uzun,akşam yürüyüşlerine.Dopdolu bir akşam var bugün Ankara'da. Ay tüm güzelliğiyle kafamı her kaldırışımda bana gülümsüyor,yıldızlar ise doluşuyor gözlerime ve ben kaçıyorum onlardan. Karanlığa doğru gidiyorum,atlıyorum çitlerden etrafımda şehrin o yapay,soğuk ışıkları ve bunlardan olabildiğince uzaktayım ama hayır aradığım şey bu değil. Karanlıkta yürüyorum bir süre.Yanımdan gelip geçen arabaları,otobüsleri ve içlerine dünyayı doldurmuş dışlarına ise soğuk bir bakışı bırakan insanları selamlıyorum ve şarkılar içime doluyor.Her şarkıda daha heyecanlı bir şekilde dönüyorum etrafımda ve kafam her seferinde hafifliyor. Sonra karşıya geçtim arabaların önüne atlayarak. Yavaşladım,usulca fısıldadım şarkıları.Biraz sonra köprüdeydim. Kafamı kaldırdım o kadar berrak bir gökyüzü vardı ki bir şey düşünmeden öylece durdum köprünün kenarında.İnsanlara üzüldüm öyle aceleleri vardı ki durup kafalarını kaldırıp yukarıyı seyre dalacak zamanları yoktu.Sonra durağa vardım yine gökyüzünü seyre daldım,unuttum otobüsleri,dolmuşları,duraktakileri.Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ben onların dilinden anlayamayacak kadar cahil,genç biriyim. Otobüse bindim ineceğim durağa yaklaştım ve indim. Ayaklarım artık isyan ediyordu ayağımdaki botlara. Daha fazla dayanamadım çıkardım botları ve çorapları.Yer soğuktu,tozluydu elbet ama ayaklarımı okşayan rüzgarın verdiği huzura karşı çıkamadım. Ayaklarım titrediğinde gelmiştim eve.Oysa onlar dışarıyı çok sevmişlerdi.
10 Şubat 2014 Pazartesi
Gecenin içinden
Sıradan bir gece...
Herkes uyumuş ayakta bir tek ben kalmıştım. Duvarlar üzerime geliyordu artık odada,sessizliğe uyum sağlamış çömelmiş oturuyorum halının ortasında.Karanlıkta kalmışım yine de ışığı açmaya niyetim yok, açsam sadece odanın boşluğunu yüzüme vuracaktı. Canıma tak ediyor sonunda alıp paltomu yürüyorum sessizce çıkıp balkona oturuyorum yaşlı kanepenin üstüne.Soğuk bir gece var, ay o kadar değişik geliyor ki gözüme bir an dalıyorum,vücudum bile soğuğa aldırış etmiyor tabii ki ellerim dışında onlar hep morarır dayanamaz soğuğa.Rüzgar hafifçe tenime değiyor ve ben kendimi bırakmışım orada, o an kaybolmuşum düşüncelerim arasında. Geri döndüğüm an fark ediyorum ellerimin morardığını yine de kalemi çıkarıp , ilk cümleyi yazıyorum.
Buğulu bir geceydi, sessiz,sakin bir Ankara gecesi ve soğuk. Geceyi bölen birkaç şey var biri ben,biri kalemim ve birkaç araba... Şehir uykudaki bebek gibi mışıl mışıl uyuyor ama ben bozmak istiyorum bu sessizliği,bozmak istiyorum ta ki biri beni durdurana kadar. Ama yok cesaret edemiyorum ve yavaşça kalkıyorum yerimden,kapıyı kapatıp son kez bakıyorum arkamdaki şehre ve karanlıkta odaya doğru yürüyorum...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)