11 Şubat 2014 Salı

Gökyüzünden bir düşünce düştü içime.

Kaybettim kendimi,duygularımı,düşüncelerimi.
Onları bir eskicinin yanına bıraktım,yaktım,sakladım tekrar bulamayacağım yerlere ve tek tek aradım tekrar bulabilme umuduyla.
Kafam boş her zamanki gibi umutla bakıyorum yarına belki bir şey gelir oturur o boşluğun ortasına diye.
Ah!Bu düşünceler içlerinde boğuldum,ciğerlerim umutsuzluk soluyor artık. Neye uzansam başlıyor yok olmaya ve sonra kendime dokunuyorum;yok ediyorum,acımıyorum vücuduma düşüncelerimin cezasını çekiyorlar.
Yeniden başladım uzun,akşam yürüyüşlerine.Dopdolu bir akşam var bugün Ankara'da. Ay tüm güzelliğiyle kafamı her kaldırışımda bana gülümsüyor,yıldızlar ise doluşuyor gözlerime ve ben kaçıyorum onlardan. Karanlığa doğru gidiyorum,atlıyorum çitlerden etrafımda şehrin o yapay,soğuk ışıkları ve bunlardan olabildiğince uzaktayım ama hayır aradığım şey bu değil. Karanlıkta yürüyorum bir süre.Yanımdan gelip geçen arabaları,otobüsleri ve içlerine dünyayı doldurmuş dışlarına ise soğuk bir bakışı bırakan insanları selamlıyorum ve şarkılar içime doluyor.Her şarkıda daha heyecanlı bir şekilde dönüyorum etrafımda ve kafam her seferinde hafifliyor. Sonra karşıya geçtim arabaların önüne atlayarak. Yavaşladım,usulca fısıldadım şarkıları.Biraz sonra köprüdeydim. Kafamı kaldırdım o kadar berrak bir gökyüzü vardı ki bir şey düşünmeden öylece durdum köprünün kenarında.İnsanlara üzüldüm öyle aceleleri vardı ki durup kafalarını kaldırıp yukarıyı seyre dalacak zamanları yoktu.Sonra durağa vardım yine gökyüzünü seyre daldım,unuttum otobüsleri,dolmuşları,duraktakileri.Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ben onların dilinden anlayamayacak kadar cahil,genç biriyim. Otobüse bindim ineceğim durağa yaklaştım ve indim. Ayaklarım artık isyan ediyordu ayağımdaki botlara. Daha fazla dayanamadım çıkardım botları ve çorapları.Yer soğuktu,tozluydu elbet ama ayaklarımı okşayan rüzgarın verdiği huzura karşı çıkamadım. Ayaklarım titrediğinde gelmiştim eve.Oysa onlar dışarıyı çok sevmişlerdi.

1 yorum:

  1. Bu gökkuşağı bile betondan kent
    - ki çoğu zaman tenha -
    ve yüreğimdeki çiçekleri umursamazsızın beni
    çiğneyen arabalar, yollar ve bu kalabalık;
    öylesine yaşamak mesaisinde hep
    Ve her görüşümde yollarda mutlu yüreğimi
    ürküten, içimdeki mavi gözlü çocuğun en güzel
    oyuncağını: düşlerimi inciten, ağızlar dolusu ve
    en büyük harflerle KURAL diye bağıran o malum
    uyarı: KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

    Görülesi değil midir ötesi köprünün...
    Ya bir kalp atımı kadar yaklaşacaksam
    aradığım her ne ise’ ye...
    Ya düşlerimin en cesur kuşu konmak üzereyse
    düş bahçemin ekinine...
    Yarını bilmemkteki o gizemli cazibe değilse
    tüm acıları ve acımasızlığına rağmen
    ’yaşamak güzel’ dedirten, söylesene nedir?
    Ya köprünün sonundaki geceyse çaresi
    fırtınalar vadisinde yalnız bir kır çiçeği
    küskünlüğümün...

    ’köprüden önce son çıkış’
    yaşamakla örselenmiş tüm yüreklerin
    saklı ve sinsi kaygıları...
    kabusları, yani sevmek korkaklığı!
    Düşlerime senaryo yazmaktan ürken, hayata ve
    onu yaşamaya erkenden kırıknot vermiş,
    aşkın mutluluğun-delinin kuyuya attığı taşların-
    tek ve doğru bir açıklaması olduğuna
    inanmış yüreklerin kuralları...yasakları...
    ’ d o ğ r u ’ l a r ı . . .

    Doğru nedir anlatsana!
    Nasıl yaşar, neyle beslenir?
    Bencil mi yoksa sevecen midir?
    Gözleri var mıdır mesela
    Ve varsa bile seninkiler kadar güzelmidir?

    Artık çok geç; k ö p r ü d e y i m
    Arıyorsam, arıyorsam yanıtları
    Soruyorsam ve sorguluyorsam
    Ve bir anlam olmalı diyorsam her çarpışında yüreğimin...

    Yaşamak zor bi oyun!
    Sen, şarkılar söylemeye devam ettiğim,
    Benimlesin biliyorum.

    Düş tarlamın,
    Kuralsız, yasaksız, doğrusuz bahçemin ekini
    N e r d e s i n ?

    Feridun Düzağaç

    bin900doksansekizinci 17 mart gecesi 03.57 istanbul

    YanıtlaSil