Düşünmekten başka bir şey bırakmıyor yalnızlık insana ve bu düşünmeler hastalık haline geliyor, yavaşça yayılıyor tüm vücuda.Düşünmeye korkuyor insan. Zamanla pişmanlıklar geliyor ta derinden vuruyor su yüzüne.Akıyor zihnin her köşesine ve kaplıyor tüm düşünceleri.
Sonra keşkeler geliyor.İnsan düşünmeye zorluyor aklını,kendini suçlu bulmak için çabalıyor.Hata yapmış olamayacağına bile inandıramıyor kendini ve tüm bunlar camdan bir kalkan oluşturuyor etrafında.
Oysa insan bunlardan bihaber yaşıyor .Ön yargıları alıp başını gidiyor.Şüpheci oluyor başta.Biraz faydasını görüyor ama şüpheler yavaşça,derinden birikerek paranoyaya ulaşıyor.
Her an ölüm korkusu işgal ediyor bilinçaltını. Düşünceler durmak bilmiyor,akıl ise işliyor bunu her düşüncenin köşesine.
Karanlıktan korkuyor,evde dolaşamaz hale geliyor.En küçük ses bile onu durduruyor. Yavaşça kapanıyor dört duvarın arasına.Hapis hayatını güneş sonlandırıyor.
Gün ışığı ona geçici bir güven veriyor oysa dışarısı bu güveni anında yok ediyor. Arkada bir gözle geziyor gündüzleri ve yavaşça düşüncelerinin içinde kayboluyor.
Sonra uyanıyor bir çölde. Susuz ve aç bir halde yürüyor hiçliğin ortasına. Bir çare lazım ama düşünemiyor, aklı o kadar yabancılaşmış ki düşüncelerine.Bir şey yapamadan öylece kala kalıyor. Bir süre sonra bir bedevi yaklaşıyor uzaktan. Elindeki suyu uzatıyor yavaşça, su o kadar serinletici ki hem susuzluğu hem de açlığı kayboluyor.
Ve bedevi ile birlikte yürüyerek vahaya varıyorlar. Birkaç gün içinde kendisine geliyor. Sonra bir palmiyenin gölgesine uzanıyor,yavaşça geçiyor kendinden.
Uyandığında ise sabah güneşinin ilk ışıkları karşılıyor onu.Çok dinç hissediyor kendini. Hafifçe doğruluyor yatağında. İçeriden sesler geliyor. Düşünüyor ama aklına yatan bir şey bulamıyor.Ayağa kalkıyor,yavaşça aralıyor kapıyı.
Karşısında ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder