İkinci, belki üçüncü kez geliyordu buraya.
Kendine ait bir yer gibiydi, rahattı, kafası sakindi ve en
önemlisi görebiliyordu. Bunları düşündüğü sırada çimleri budayan adamı gördü.
Sessizlik içinde oturdu, düşüncelerinin akmasına izin verdi ve yeşilin kaybolan
son kırıntılarına baktı. Hem o hem ağaçlar yeşile veda etti. Hüzünlü bir
vedaydı bu. Düşündü gökler ağlar mıydı buna? Belki; dedi, kalktı ve yürümeye başladı.
O sırada göç eden kuşları gördü. Kuşlar onu selamladı o da kuşları…
Ve sonra köprüye vardı. Yoldaki lambalara tünemiş kuşların
eşliğinde sakince geçti köprüyü. Etrafa bakarken yerdeki kozalakları gördü.
Acaba ağaçlar üzülür mü düşen kozalaklara dedi ve aklına kendi ailesi geldi.
Her anne-oğul ya da anne-kız ilişkisinde belli bir yerden sonra yollar ayrılıyordu.
Yaşamın bir gerekliliği olsa gerek diye düşündü ve devam etti.
Sonra önünde uzanan uçsuz bucaksız caddeye baktı. Bir an için
durup öylece izledi ve yerdeki ufakları yiyen kuşları gördü. Etkileyici bir görüntüydü
ve bunu bozmamak için sessizce yolun kenarından yürüdü. İleride yaprakları
temizleyen adamı gördü. Yaptığı işten zevk alıyor muydu yoksa sadece yapmak
için mi yapıyordu diye geçirdi içinden. Adamı unuttu ve güneşten gelen son
ışıkların yapraklara vuruşunu izledi. Yaprakların renkten renge girişini sonuna
kadar izledi ve yürümeye devam etti. Rüzgârın uğultusuyla, arabalar sesleriyle,
gri insanlar yürüyüşleriyle ona eşlik etti.
Böyle diyordu onlara hâlbuki kendisi daha griden kurtulamamıştı.
Neyse gri insanlar…
Onların çoğu asık suratlı, ilgisiz olur, mutlu olsalar bile hepsi
bir maskenin altına gizlemişlerdir bu mutluluğu. Ah neden böyle insanlar…
Kendisinden başkasına ilgi göstermeyen, monoton bir yaşama mahkûm olanlar.
Duyguları açık yaşamak yerine onları kendine saklayanlar… Yaşamın canlılığından
eser göremeyeceğimiz insanlar. Ah bu kadar zor mu bir merhaba? Nerede o cana
yakın gülümseme? Hayatı dopdolu yaşabilmek varken neden bu ilgisizlik bilinmez.
Bu düşünceler denizinde yol alırken etrafına baktı, iğde ağaçları vardı.
Kökleri ortaya çıkmış ve kendisini devirecek rüzgârı bekleyen ağaçlar. Bir
anlamda insanlar artık kök salmış ve ilerlemeyen insanlar. Olduğu yere mahkûm,
kendi hayatında hapis olanlar...
Yolda yürümeye devam etti, yanından onlarca araç geçti, baktı
görebilir miyim diye ama camların ötesindekilere ulaşamadı… Herkes yoluna baktı,
kimse konuşmadı. Neyse dedi ve mutlu maskesini yüzüne taktı. Bugün mutlu olmalıydı.
Ne olduğunu önemsemediği bir konu hakkında.
Birkaç saat sonra dönüş yolunda Gri gök ağladı ve evet haklıymışım
dedi. Gökler yeşile üzüldü. Durdu,yağmurun yüzüne temasını hissetti.O anı tekrar tekrar yaşadı ve yeşile hasret
zamanlar başladı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder