Yıldız
tozları, soluk mavi nokta, dünya üzerindeki yaşamın sonsuz çeşitliliği.
Arayış
ve amaca dair binlerce kelimeden, defalarca konuşmadan, görüntülerden ve
yaşayışlardan sonra elimde kalan neydi, elime geçen neydi? Bir, birlik. Şimdi
oturduğum ve dış dünyayı seyrettiğim bu odadan dışarı çıkmasam da varlığımın
başka yerlere gideceğini, gitmiş olduğunu, gidiyor olduğunu biliyorum.
Nasıl?
Geçmiş, gelecek ve şimdiyi düşünerek, ifade etmeden, sessiz bir şekilde
dinleyerek.
Sanıyorum ki
bu yüzden kendimi daha sakin hissediyorum. Olduğum veya olabileceğime dair bir
sınır hissetmeden. Oysa yaşam beni, kendimle sınamaya devam edecek, devam
ediyor ve devam etti. Üç çekimi de kullanmam bu yüzden aslında. Geçmişe,
geleceğe dair bir bağlılığım var, bunu inkâr edemem ve bundan, bu bağlardan
kendimi soyutlamam da mümkün değil ancak bu zamanların endişe veya kederiyle,
mutluluk ve heyecanıyla kendimi engellemek, sınırlamak istemiyorum. Geçmiş;
beni ben yapan şeyleri barındırıyor, beni kendi sınırlarım içerisinde var
ediyor, gelecek; beni, kendimin dışında, sınırlarımı aşabilmiş olarak
görebilmemi, bu şekilde var edebilmemi sağlıyor. Oysa benim ne sınırları aşmak
ne de onların arasında kalmaya ihtiyacım var. Benim şimdinin içinde kalmam, bu
bağlarla ilerlemem, kendimi alıkoymamam gerek. Mümkün olabildiğince anı
yaşamak, varlığımı genişleten, bana bir anlam sunabilen bu yola kendimi
bırakmak isteyişim bu yüzden. Kabullenmediğim, kabullenemediğim, belki de uzun
bir süre de kabullenmek istemediğim şeyleri anlayabilmem de aynı sebepten.
Işık ruhuma
dokunuyordu, bu dokunuş varlığıma hafiflik ve şenlik katıyordu. Yine de ışığı
yitirmiştim. Fark etmediğim şey ise ışığın yiterken var olduğuydu aslında.
Günün geceye dönüşümü sırasında, beni huşu içinde bırakan bir dokunuştu, bir
veda busesiydi adeta. Gecenin karanlığında kaybolmak, dipsiz bir kuyuya
düşmekten farksızdı. Kuyunun derinliklerine gittikçe, yukarıdaki ışık minik bir
noktaya dönüştükçe fark ettim ki karanlığın bitişine ışık, ışığın bitişine
karanlık gelecekti hep. Bu sonsuz döngü, bana da uğrayacaktı. Üzülecek, acı
çekecek, mutluluğu tadacak, onu da yitirecek ve bu birlik içinde, döngü içinde
var olup gidecektim, gideceğim, belki de gidiyorum. Kesişen yollara, ayrılan
yollara ve yola bakıyorum şimdi. Yarına dair bir umut, geçmişe dair bir endişe,
şimdiye dair bir belirsizlik içinde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder