Gözlerimi kapatma isteğim,uykuya ya da bir hayale dönmek için değil de görmeye katlanamamaktan.
Bazen içimi bir sıkıntı kaplıyor derinden gelen, her fırsatta üste çıkan bir sıkıntı. O an gözlerim kapat bizi diye yalvarıyor bana ama kapatmıyorum onları, bırakıyorum eziyet çeksinler benim gibi.Bazen dayanamıyorum ne gözlerime ne de ayaklarıma bırakasım geliyor kendimi yolun ortasına. Sonra vurdumduymaz,korkak bir iç çekiş geliyor ve karanlığa doğru yürüyorum.Bilmeden yürüyorum, takılmaktan korkmadan,düşmekten çekinmeden.O an kapatıyorum gözlerimi acı taze ,yine hissettiriyor kendini ve rüzgar imdadıma yetişiyor yüzümü hafifçe okşayarak.Uzaklardan gelen trenin ışığı aydınlatıyor göz kapaklarımı. Ve son adımımı atıyorum trene doğru...
17 Şubat 2014 Pazartesi
11 Şubat 2014 Salı
Gökyüzünden bir düşünce düştü içime.
Kaybettim kendimi,duygularımı,düşüncelerimi.
Onları bir eskicinin yanına bıraktım,yaktım,sakladım tekrar bulamayacağım yerlere ve tek tek aradım tekrar bulabilme umuduyla.
Kafam boş her zamanki gibi umutla bakıyorum yarına belki bir şey gelir oturur o boşluğun ortasına diye.
Ah!Bu düşünceler içlerinde boğuldum,ciğerlerim umutsuzluk soluyor artık. Neye uzansam başlıyor yok olmaya ve sonra kendime dokunuyorum;yok ediyorum,acımıyorum vücuduma düşüncelerimin cezasını çekiyorlar.
Yeniden başladım uzun,akşam yürüyüşlerine.Dopdolu bir akşam var bugün Ankara'da. Ay tüm güzelliğiyle kafamı her kaldırışımda bana gülümsüyor,yıldızlar ise doluşuyor gözlerime ve ben kaçıyorum onlardan. Karanlığa doğru gidiyorum,atlıyorum çitlerden etrafımda şehrin o yapay,soğuk ışıkları ve bunlardan olabildiğince uzaktayım ama hayır aradığım şey bu değil. Karanlıkta yürüyorum bir süre.Yanımdan gelip geçen arabaları,otobüsleri ve içlerine dünyayı doldurmuş dışlarına ise soğuk bir bakışı bırakan insanları selamlıyorum ve şarkılar içime doluyor.Her şarkıda daha heyecanlı bir şekilde dönüyorum etrafımda ve kafam her seferinde hafifliyor. Sonra karşıya geçtim arabaların önüne atlayarak. Yavaşladım,usulca fısıldadım şarkıları.Biraz sonra köprüdeydim. Kafamı kaldırdım o kadar berrak bir gökyüzü vardı ki bir şey düşünmeden öylece durdum köprünün kenarında.İnsanlara üzüldüm öyle aceleleri vardı ki durup kafalarını kaldırıp yukarıyı seyre dalacak zamanları yoktu.Sonra durağa vardım yine gökyüzünü seyre daldım,unuttum otobüsleri,dolmuşları,duraktakileri.Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ben onların dilinden anlayamayacak kadar cahil,genç biriyim. Otobüse bindim ineceğim durağa yaklaştım ve indim. Ayaklarım artık isyan ediyordu ayağımdaki botlara. Daha fazla dayanamadım çıkardım botları ve çorapları.Yer soğuktu,tozluydu elbet ama ayaklarımı okşayan rüzgarın verdiği huzura karşı çıkamadım. Ayaklarım titrediğinde gelmiştim eve.Oysa onlar dışarıyı çok sevmişlerdi.
Onları bir eskicinin yanına bıraktım,yaktım,sakladım tekrar bulamayacağım yerlere ve tek tek aradım tekrar bulabilme umuduyla.
Kafam boş her zamanki gibi umutla bakıyorum yarına belki bir şey gelir oturur o boşluğun ortasına diye.
Ah!Bu düşünceler içlerinde boğuldum,ciğerlerim umutsuzluk soluyor artık. Neye uzansam başlıyor yok olmaya ve sonra kendime dokunuyorum;yok ediyorum,acımıyorum vücuduma düşüncelerimin cezasını çekiyorlar.
Yeniden başladım uzun,akşam yürüyüşlerine.Dopdolu bir akşam var bugün Ankara'da. Ay tüm güzelliğiyle kafamı her kaldırışımda bana gülümsüyor,yıldızlar ise doluşuyor gözlerime ve ben kaçıyorum onlardan. Karanlığa doğru gidiyorum,atlıyorum çitlerden etrafımda şehrin o yapay,soğuk ışıkları ve bunlardan olabildiğince uzaktayım ama hayır aradığım şey bu değil. Karanlıkta yürüyorum bir süre.Yanımdan gelip geçen arabaları,otobüsleri ve içlerine dünyayı doldurmuş dışlarına ise soğuk bir bakışı bırakan insanları selamlıyorum ve şarkılar içime doluyor.Her şarkıda daha heyecanlı bir şekilde dönüyorum etrafımda ve kafam her seferinde hafifliyor. Sonra karşıya geçtim arabaların önüne atlayarak. Yavaşladım,usulca fısıldadım şarkıları.Biraz sonra köprüdeydim. Kafamı kaldırdım o kadar berrak bir gökyüzü vardı ki bir şey düşünmeden öylece durdum köprünün kenarında.İnsanlara üzüldüm öyle aceleleri vardı ki durup kafalarını kaldırıp yukarıyı seyre dalacak zamanları yoktu.Sonra durağa vardım yine gökyüzünü seyre daldım,unuttum otobüsleri,dolmuşları,duraktakileri.Sanki bana bir şey anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ben onların dilinden anlayamayacak kadar cahil,genç biriyim. Otobüse bindim ineceğim durağa yaklaştım ve indim. Ayaklarım artık isyan ediyordu ayağımdaki botlara. Daha fazla dayanamadım çıkardım botları ve çorapları.Yer soğuktu,tozluydu elbet ama ayaklarımı okşayan rüzgarın verdiği huzura karşı çıkamadım. Ayaklarım titrediğinde gelmiştim eve.Oysa onlar dışarıyı çok sevmişlerdi.
10 Şubat 2014 Pazartesi
Gecenin içinden
Sıradan bir gece...
Herkes uyumuş ayakta bir tek ben kalmıştım. Duvarlar üzerime geliyordu artık odada,sessizliğe uyum sağlamış çömelmiş oturuyorum halının ortasında.Karanlıkta kalmışım yine de ışığı açmaya niyetim yok, açsam sadece odanın boşluğunu yüzüme vuracaktı. Canıma tak ediyor sonunda alıp paltomu yürüyorum sessizce çıkıp balkona oturuyorum yaşlı kanepenin üstüne.Soğuk bir gece var, ay o kadar değişik geliyor ki gözüme bir an dalıyorum,vücudum bile soğuğa aldırış etmiyor tabii ki ellerim dışında onlar hep morarır dayanamaz soğuğa.Rüzgar hafifçe tenime değiyor ve ben kendimi bırakmışım orada, o an kaybolmuşum düşüncelerim arasında. Geri döndüğüm an fark ediyorum ellerimin morardığını yine de kalemi çıkarıp , ilk cümleyi yazıyorum.
Buğulu bir geceydi, sessiz,sakin bir Ankara gecesi ve soğuk. Geceyi bölen birkaç şey var biri ben,biri kalemim ve birkaç araba... Şehir uykudaki bebek gibi mışıl mışıl uyuyor ama ben bozmak istiyorum bu sessizliği,bozmak istiyorum ta ki biri beni durdurana kadar. Ama yok cesaret edemiyorum ve yavaşça kalkıyorum yerimden,kapıyı kapatıp son kez bakıyorum arkamdaki şehre ve karanlıkta odaya doğru yürüyorum...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)