Günlerin hızla akıp gittiği,
sözcüklerin anlamını yitirip yeniden bulduğu, yaşamın içinde baharla beraber
yeniden akmaya başlayıp fırtınalı yollarda kaybolduğu günlere.
Bir kelimedeydi belki tüm sır ve
anlam. Belki de tüm kelimelere sığmayacak kadar büyüktü. Kim bilebilirdi,
bilmişti, bilecekti? Sorular daha çok soru doğurmakta aslında, ilerledikçe
hedeften uzaklaşmak gibi. Gözlerini kapadı, sessizliği duyumsadı, içine işlemesine
izin verdi. Güneş, ağaçlara narince dokunmakta, tomurcuklanmış çiçeklerin
arasından kutsal bir an yaratırcasına ona uzanmaktaydı. Baharın ilk demleri,
yeşil yeşil kokmaktaydı. Günler bir acelenin peşine takılmış, peşi sıra
geçmekteydi. Yorgunluk ve huzurun aynı anda birbirini bulması o kadar da
tesadüfi değildi. Ortam, mekân duygusu silinmekteydi içinden.
Bir kelimedeydi belki hiçlik. Belki de tüm kelimeleri aşan bir şeydi. Kim bilebilirdi, bilmişti, bilecekti? Gözlerini açtı, gitmekten keyif aldığı yollardan birindeydi. Arabayı kim sürüyordu, neler konuşuluyordu, soruları geride bıraktı. Tarlaların alabildiğine yeşili ve güneşin bu ana yaraşır bir şekilde tepelerin üzerinden süzülmesine bakıyordu. Kim farkındaydı, kim görüyordu bunu? Sus dedi bir ses, ani ve kesin bir tonda, o da sustu. Yeşile âşık oldu, içine aldı onu. Ruhunun çorak topraklarına götürdü onu, yayılsın, içinde özgürce kalabilsin diye. Kaldı da uzun bir süre. Günün geceye dönüşmesi gibi, ruhundaki güneşin batışını duyumsadı. Ufukta koyu bir fırtına görünüyordu. Rüzgârın ani esişiyle beraber her şeyin ne kadar durağan ve soğuk olduğunu fark etti. Yağmur taneleri merhametsizdi, acı düşünceler toprağı parçalıyor, ona hayat vereceği yerde ondan hayatı söküp alıyordu.
Bir kelimedeydi belki hepsi.
Belki de tüm kelimeleri aşan bir şeydi onun düşündüğü. Nasıl bilebilirdi,
bilmişti, bilecekti. Sorular, cevaplara dönmeliydi. Gözleri ne açık ne de
kapalıydı. Görmek ile görmemek arasında kalmıştı. Düşünceler, sesler, yaşam ve
ölüm, gerçek ve hayal hepsi birbirinin içine kaçmıştı. İnsanları görüyor hemen
ardından gözden kaybediyordu. Kendini buluyor ve yine yitiriyordu. Yaşamın
gizemli yollarından, tanıdık gelen patikalarından, gidip gelmekten aşınmış
yollarından geçip duruyordu. Ne bir sonuca ulaşabilmiş ne de bir sonuçsuzluğa.
Yarım kalmışlıklarıyla bir ileri bir geri, adım adım yerinde sayıyordu. Değişen
tek şey zamanmışçasına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder