7 Mart 2019 Perşembe

Sıra


Yorgun bir şekilde durağın başından sonsuza kadar gidermişçesine uzanan sıraya baktı.
Sıkılgan bakışlarla sona doğru ilerlemeye başladı. Sırada her yaştan, her çeşitten insan vardı. Hiçbirine doğrudan bakmıyor, önünde uzanan yolu süsleyen görüntüler olarak görüyordu onları. Belirli, belirsiz yüzler arasından ilerleyerek sıranın sonuna ulaştı. Hava yağmurlu, insanlar sabırsızdı. Evlerine, biricik sığınaklarına dönmek için son düzlükteydiler adeta, hiçbir şey onları engellememeliydi, engelleyemezdi.

Yolda biriken su birikintisine daldı bakışları. Küçük bir göl demek daha doğru olurdu belki. Nefes almak için yüzeye çıkan düşünceleri, arabaların ışıklarıyla parlıyor, bir şekle sahip oluyor ve ışığın gelişi gibi ani olan gidişiyle kayboluyorlardı. Sırada homurdanan insanlar, geç gelen otobüse memnuniyetsiz bakışlar atıyordu. Yağmur tanelerine eşlik eden ayak sesleriyle sıra yavaşça azalmaya başladı ve bir süre sonra ilerleme durdu. Otobüs içi insanlarla tıka basa dolmuş mekanik bir canavarı andırıyordu. Binemeyenlerin huzursuzluğu çevrelerine yayılıyordu. Başını açtı, yağmur tanelerinin tenine yaptıkları ölüm düşüşleri onu bir anlığına da olsa tazelemişti sanki.

Hava henüz kararmamıştı ya, ay gökteki yerini almıştı çoktan. Hemen yanı başındaki yıldızla beraber soluk akşam mavisi doluyordu içine. Arabalar, otobüsler, taksiler, insanlar bitmek bilmez bir sırayla geçip gidiyorlardı. Tüm bunların ortasında, tüm şemsiyelerin, kulaklıkların, umursamaz soğuk bakışların, bitmeyen yakarışların ve anlamsızlığın ortasında duruyordu sadece. Otobüs gelmişti, durgun sıra birden hareketlenmişti, ilerlemesi gerekiyordu. O ise duruyordu. İnsanlar yanından geçmeye başladılar, biri onu kenara doğru itti, öbürü söylenerek geçti, arada bir ise arkasına bakan biri vardı belki de. Sıra geçip gitti önünden, yeni sıralar oluşturdu yığınlar. Kırılmaz bir döngüymüşçesine gelip gitti insanlar, arabalar, otobüsler ve taksiler, bağırarak konuşanlar, homurdananlar, dalgınlar ve yorgunlar, hepsi geçti gitti.

Durduğu yerde, su birikintilerine yansıyan ayın ışığında, dolu gözlerinde solgun bir yaşam vardı. Hayaller, gidişler, gelişler, düşünceler, anılar hepsi bir araya toplanmış suya uzanıyordu. Yeşilin canlandırdığı tepelerden esen bir rüzgâr, tozunu aldı saklı düşlerinin. Bir ömür süresince hareket etmemiş gibiydi uzuvları. Yavaşça doğrulttu yüzünü, aya ve yıldızlı geceye doğru. Sokakların boşluğunda yankılanan ayak sesleriyle ilerledi. Günün bittiği, yarının doğduğu yere.


Yıkılma Sakın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder