Yorgun bir şekilde durağın başından sonsuza kadar
gidermişçesine uzanan sıraya baktı.
Sıkılgan bakışlarla sona doğru ilerlemeye
başladı. Sırada her yaştan, her çeşitten insan vardı.
Hiçbirine doğrudan bakmıyor, önünde uzanan yolu süsleyen görüntüler olarak
görüyordu onları. Belirli, belirsiz yüzler arasından ilerleyerek sıranın sonuna
ulaştı. Hava yağmurlu, insanlar sabırsızdı. Evlerine, biricik sığınaklarına
dönmek için son düzlükteydiler adeta, hiçbir şey onları engellememeliydi, engelleyemezdi.
Yolda biriken su
birikintisine daldı bakışları. Küçük bir göl demek daha doğru olurdu belki. Nefes
almak için yüzeye çıkan düşünceleri, arabaların ışıklarıyla parlıyor, bir şekle
sahip oluyor ve ışığın gelişi gibi ani olan gidişiyle kayboluyorlardı. Sırada
homurdanan insanlar, geç gelen otobüse memnuniyetsiz bakışlar atıyordu. Yağmur
tanelerine eşlik eden ayak sesleriyle sıra yavaşça azalmaya başladı ve bir süre
sonra ilerleme durdu. Otobüs içi insanlarla tıka basa dolmuş mekanik bir canavarı
andırıyordu. Binemeyenlerin huzursuzluğu çevrelerine yayılıyordu. Başını açtı,
yağmur tanelerinin tenine yaptıkları ölüm düşüşleri onu bir anlığına da olsa
tazelemişti sanki.
Hava henüz kararmamıştı ya, ay gökteki yerini almıştı
çoktan. Hemen yanı başındaki yıldızla beraber soluk akşam mavisi doluyordu
içine. Arabalar, otobüsler, taksiler, insanlar bitmek bilmez bir sırayla geçip
gidiyorlardı. Tüm bunların ortasında, tüm şemsiyelerin, kulaklıkların, umursamaz
soğuk bakışların, bitmeyen yakarışların ve anlamsızlığın ortasında duruyordu
sadece. Otobüs gelmişti, durgun sıra birden hareketlenmişti, ilerlemesi
gerekiyordu. O ise duruyordu. İnsanlar yanından geçmeye başladılar, biri onu
kenara doğru itti, öbürü söylenerek geçti, arada bir ise arkasına bakan biri
vardı belki de. Sıra geçip gitti önünden, yeni sıralar oluşturdu yığınlar.
Kırılmaz bir döngüymüşçesine gelip gitti insanlar, arabalar, otobüsler ve
taksiler, bağırarak konuşanlar, homurdananlar, dalgınlar ve yorgunlar, hepsi
geçti gitti.
Durduğu yerde, su birikintilerine yansıyan ayın ışığında,
dolu gözlerinde solgun bir yaşam vardı. Hayaller, gidişler, gelişler,
düşünceler, anılar hepsi bir araya toplanmış suya uzanıyordu. Yeşilin
canlandırdığı tepelerden esen bir rüzgâr, tozunu aldı saklı düşlerinin. Bir
ömür süresince hareket etmemiş gibiydi uzuvları. Yavaşça doğrulttu yüzünü, aya
ve yıldızlı geceye doğru. Sokakların boşluğunda yankılanan ayak sesleriyle ilerledi.
Günün bittiği, yarının doğduğu yere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder