Serin bir rüzgar esiyor,
martıların çığlıklarına karışmış insan seslerinden kaçmaya, dalgaların eşsiz
salınımında bir huzuru bulmaya çalışıyordu.
İmkânsız geliyor kulağa elbette ancak mümkünatı vardı. Yaşamıştı bunu bir kere, ne başka bir şey duymuş ne de başka bir şey görmüştü. Denizden, suların durmak bilmez çağrısından bahsediyoruz. Bunu yaşadığı günden beri, tekrar tekrar gittiği deniz kenarındaki sayısız yerde o huzuru aramıştı. Hep de bulmuştu daha doğrusu bulacağını düşünmüştü. İnsanların seslerinin, şehirlerin insanı boğan karmaşa ve gürültüsünün ona dokunamayacağını düşünüyordu. Ne kadar da yanılıyordu değil mi?
İmkânsız geliyor kulağa elbette ancak mümkünatı vardı. Yaşamıştı bunu bir kere, ne başka bir şey duymuş ne de başka bir şey görmüştü. Denizden, suların durmak bilmez çağrısından bahsediyoruz. Bunu yaşadığı günden beri, tekrar tekrar gittiği deniz kenarındaki sayısız yerde o huzuru aramıştı. Hep de bulmuştu daha doğrusu bulacağını düşünmüştü. İnsanların seslerinin, şehirlerin insanı boğan karmaşa ve gürültüsünün ona dokunamayacağını düşünüyordu. Ne kadar da yanılıyordu değil mi?
İçinden
bir ses hep onu oraya götürmüştü, belli bir anı tekrar tekrar yaşama isteğinden
ziyade belli bir 'ana' ,yeni 'an'lar eklemleyerek onu daha da büyütmek,
evet bu istekten yola çıkmıştı. Her gidişin arasındaki sayısız gün ve ay ve de
yıllar ise bu anları farklılaştırmaya yetmiş ve işte şimdi karşınızda olan
metni ortaya çıkartmıştı. Kocaman bir ağaç gibi daldan dala büyümüş, denizin,
güneşin, dalgaların, vapurların, bozkırın, uçsuz bucaksız göğün bir araya
geldiği, ona bir parça da olsa etrafındaki yaşamı kucaklamayı, bilmeyi, doğanın
bize armağan ettiği bu küçük, büyük, eşsiz birçok anı tekrar tekrar görmesini
sağlayan bir düşünceye ulaşmıştı.
Dalgaların
arasına sıkışmış dururum
Zaman
gibi heybetlidir vücudum
Kimseler
göremez beni bilirim
Bulutların
arasındadır hayalim
Sonsuzluk
kadar keskindir dilim
Kimseler
duyamaz beni bilirim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder