1 Nisan 2020 Çarşamba

I

       Serin bir rüzgar esiyor, martıların çığlıklarına karışmış insan seslerinden kaçmaya, dalgaların eşsiz salınımında bir huzuru bulmaya çalışıyordu.
İmkânsız geliyor kulağa elbette ancak mümkünatı vardı. Yaşamıştı bunu bir kere, ne başka bir şey duymuş ne de başka bir şey görmüştü. Denizden, suların durmak bilmez çağrısından bahsediyoruz. Bunu yaşadığı günden beri,  tekrar tekrar gittiği deniz kenarındaki sayısız yerde o huzuru aramıştı. Hep de bulmuştu daha doğrusu bulacağını düşünmüştü. İnsanların seslerinin, şehirlerin insanı boğan karmaşa ve gürültüsünün ona dokunamayacağını düşünüyordu. Ne kadar da yanılıyordu değil mi? 

İçinden bir ses hep onu oraya götürmüştü, belli bir anı tekrar tekrar yaşama isteğinden ziyade belli bir  'ana' ,yeni 'an'lar eklemleyerek onu daha da büyütmek, evet bu istekten yola çıkmıştı. Her gidişin arasındaki sayısız gün ve ay ve de yıllar ise bu anları farklılaştırmaya yetmiş ve işte şimdi karşınızda olan metni ortaya çıkartmıştı. Kocaman bir ağaç gibi daldan dala büyümüş, denizin, güneşin, dalgaların, vapurların, bozkırın, uçsuz bucaksız göğün bir araya geldiği, ona bir parça da olsa etrafındaki yaşamı kucaklamayı, bilmeyi, doğanın bize armağan ettiği bu küçük, büyük, eşsiz birçok anı tekrar tekrar görmesini sağlayan bir düşünceye ulaşmıştı.

Dalgaların arasına sıkışmış dururum
Zaman gibi heybetlidir vücudum
Kimseler göremez beni bilirim

Bulutların arasındadır hayalim
Sonsuzluk kadar keskindir dilim
Kimseler duyamaz beni bilirim


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder