Soğuk rüzgar,ışıkların yavaşça ona ulaşması.
Evet, metro geliyordu. Gri duvarda büyüyen,değişen yüzler korku içindeydi. Kafasını kaldırdı,lambalara baktı, gözlerini ovuşturdu. Hayır,karşısındaki yüzler hala oradaydı, metroya baktı. Işık büyüyerek ona doğru geliyordu. Gözleri bir anda bitkin düşmüş gibiydi, bakmakta, etrafını seçmekte zorlanıyordu. İleri bir adım attı, gözleri dolmuştu, yüzler oradaydı. Gülen,şaşan,ağlayan,umutlu, umutsuz griye bulanık yüzler.
Atlamadı.Önünde açılan kapıya baktı, içerideki insanlara. Eve gitmeliydi, yorgundu. Bir duş alıp, odasına çekilip kitabını okumayı düşündü. Ferah bir düşünce kokusu doldurdu zihnini, adımını attı. Kapı kapanırken,yüzler geldi aklına. Onlar yoktu, olmamışlardı da, her şey gözlerinin,zihninin ve bir parça da yorgunluğun ona oynadığı bir oyundu sadece.
Metronun çıkışına doğru yürüdü. Evlerine gitmek için acele eden insanlarla yan yanaydı. O da acele mi ediyordu sığınağına çekilmek için? Yeterince yorgundu, düşünmek istemiyordu. Otobüs sırasının uzamış, tırtılı andıran kuyruğuna geçti. Yavaş yavaş sürünerek ilerleyen varlıklar. Onları aşağılamak gibi bir çaba içinde değildi aksine onlara imreniyordu. O, umutsuz,hayalsiz bir geleceğe bakarken her gün, onların gündelik olaylara veya basit şeylere kendilerini bu kadar kolay kaptırabilmeleri garibine gidiyordu. Bazen böyle olabileceğini, olduğunu düşünürdü. Sonra o ses gelirdi.
Otobüs hareket edince düşünceleri de bu devinime eşlik etti. Değişen renkleri fark etti, yol uzadıkça tondan tona kayan ve kimsenin fark etmediği fark edemeyeceği renklerin. Morun pembeye dönüşümü, mavinin mora geçişi ve tepelerin üzerinden yeşil çimlere vuran ikindi güneşi. Bulutların arasından sesleniyordu bir melek gibi, sonsuza kadar yankılanacak tınılarıyla, gözlerine ve içine kazıyordu gördüklerini. Ne anlama geliyordu meleğin imgelemi? Melek gökten seslenerek, bir resmi çizerken,kanatlarının gölgesindeki rüzgarın serinliğine teslim olmuş insanlara, ne demeye çalışıyordu?
Otobüs durdu. Gün, ağır ağır batıyorken toplanıyordu tüm renkler göğe.Bulutların arasından izlerken yeryüzünü, saçılan umudu düşündü ,ne olursa olsun canlanan toprağı düşündü. Düşündükçe geçip gidiyordu her şey, herkes. Bazen bir düşüncenin son çırpınışlarıyla geri dönüyor, bazense ufukta yiten bir gemi gibi meçhule gidiyorlardı. Önemi yoktu, zaman akmaya devam ediyordu.
Kapıyı açtı. Sessizlik. Huzur verici ve de huzursuz edici. Üzerini değiştirip,odasına geçti. Fırtına yaklaşıyordu.Uzakta toplanan kara bulutlar umut vericiydi, toplanan tüm enerjinin, tüm negatif hislerin bir anda yok olması,yağmurla,tanelerin toprakla buluşmasıyla. Belki de "karalığının" yarattığı duygusal etkinin farklı bir sonuç vermesiydi. Bilmiyordu, sadece yaklaşan fırtınaya rağmen sakin bir haldeydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder